Salı, 16 Mayıs 2017 11:24

Başkan Erdoğan’ı FETÖ’ye kumpasla harcamak isteyenler mi var?

Olağanüstü hal ve hak dönemine girmiş bulunmaktayız. Ne yazık ki hukuk kurulları ayaklar altına alınmaya başlandı. Kişinin savunma hakkı olan vicdan hürriyeti ve temel haklarına ciddi kısıtlamalar yapılarak bilgi kirliliği yaratılmaktadır. Son zamanlarda yapılan keyfi tutuklamalarla bilgi işlem veya bilişim merkezlerine ve bunun yanında MİT raporlarında korkunç hatalara sebep olunmaktadır. Buna karşın gerek Adalet Bakanlığının gerek İçişleri Bakanlığının yeterli tedbirleri almadığı görülmektedir. Bu hataların düzeltilebilmesi için yapılan bütün girişimlerin boşa çıkması da ayrı bir facia… Hükümet yetkililerinin FETÖ ile mücadelede yanlış bir yola sevk edilmelerini arzulayanlar olduğu gibi, bu durumun AK Parti’nin içindeki kripto FETÖ’cülerin de işlerine geldiğini söylememiz yanlış olmasa gerek. Kişinin izleyeceği iç hukuk yolları belirsiz kalırsa, kişiler mağduriyetlerini giderebilecek merci ya da kurum bulamazlarsa, sorun siyasal, sosyal veya hukuki olmaktan başka doğrudan insani bir sorun halini alır. İnsanlık ise her şeyden daha değerlidir.

FETÖ hareketinin ihanet ve fitne merkezli olup, acımasız bir yapıdan oluştuğu tartışmasız doğrudur. Bu nedenle ne pahasına olursa olsun mücadele edilmelidir ve devletin bütün kurumlarından temizlenmelidir, ancak vicdan çerçevesinde hareket edilmelidir. Milletin haklarını gasp eden, haksız ve hukuksuz, liyakatten yoksun bu ahlaksız örgütün yarattığı tahribatı tarihin hiçbir döneminde hiçbir örgüt yaratamamıştı. ABD’nin bölgemizi dizayn etmek için kullandığı bu örgüt hücresel yapılanmasında Afrika’dan tutun, Ortadoğu ve Asya coğrafyasına kadar müdahil olmak arzusundadır. Seksen milyonun bekası için, Türkiye Cumhuriyeti’nin var olması için FETÖ devletten sökülüp atılmalıdır. Bu ülkenin, bu milletin geleceği için başka da çare yoktur!

15 Temmuzdan bu yana, devlet katında FETÖ’ye karşı büyük bir mücadele sürdürülmektedir. On binlerce kamu çalışanı tasfiye edilmiştir. Nasıl tarihte ve siyaset sahnesinde FETÖ hareketinin bir benzeri yoksa Türkiye Cumhuriyeti›nin onları tasfiye edişinin de benzerine rastlamıyoruz. Devlet, FETÖ virüsünden arındırılmaya çalışılmaktadır. Bunu, aklıselim herkes de desteklemektedir. Güvenli bir gelecek için de desteklemelidir! Buraya kadar herhangi bir sorun yok.

Ancak süreç ilerledikçe, ilk başlarda büyük bir titizlikle yapılan FETÖ elemanı seçiminin gittikçe problemli hale geldiği görülmektedir. FETÖ’cü olmadığı çevresince bilinen kamu çalışanlarının da FETÖ mensupları ile bir şekilde yolu kesişti diye açığa alındığı yahut ihraç edildiği ve böylece mağduriyetler yaşandığı öne sürülmektedir. Bu iddialar yahut haberler FETÖ kaynaklı algı operasyonlarına bağlanmamalıdır. Çok sayıda tanığı olduğu öne sürülen idari işlem hatalarından söz ediyoruz.

Çeşitli kurumların uygulamalarından edinilen bilgi ve duyumlardan sonuç olarak çıkarılan ihraç kategorileri şöyle sıralanabilir:

1. FETÖ bağlantısı ByLock veya diğer aidiyet göstergeleri ile belgelenebilenler: Onların büyük bir kısmı, basından öğrendiğimiz kadarıyla aynı zamanda adli takibat altındadır.

2. Kuşku veya ihbar üzerine açığa alınıp, soruşturma bile yapılmadan, adli işleme de konu olmadan kendini ihraç listesinde görenler.

3. Kişisel bilgi ve duyumlarla, FETÖ ile bağlantısı çevresince bilinen, ama herhangi bir adli işleme tabi tutulmadan açığa alınıp ihraç edilenler.

4. FETÖ ile bağlantısı bilinen, idari olarak da soruşturmaya tabi tutulan, açığa alınan sonra da ihraç edilenler.

5. FETÖ’cü olmadığı bilinen, FETÖ’cülerle yolu bir şekilde kesişen, ama FETÖ ile bu kesişme dışında herhangi bir bağlantısı olmayan, açığa alınan veya alınmadan ihraç edilenler. 

KHK ile ihraçlarda esas alınan istihbarat bilgilerinin doğruluğu şüpheli. (Çek edilmemiş istihbari bilgilerle devlet muamele yapmamalı). Zira yargılamalarda ortaya çıkan gerçekler istihbarat bilgilerini yalanlıyor. (Mesela istihbarata göre ByLock var denilenlerin birçoğunda ByLock çıkmıyor). Düzeltme mekanizması hâlâ çalışmıyor, haksızlığa uğramış insanların umudu tükeniyor, birçoğu psikolojik rahatsızlıklara yakalanmaya başlıyor. Mahkemeler hızlı çalışmıyor ve insanlar hukuka uygun karar vermekten endişe eder haldeler.

Sorun insani ve sosyal çetrefilli bir boyut kazanmaya başladı, iktidara olan güven hızla azalıyor. Bu durum kötü niyetli mihraklar tarafından yine bu toplum aleyhine kullanılmaya müsait bir vaziyet alıyor. Artık her şeyi soyut ve varlığı net olmayan komplo teorileriyle geçiştiremeyiz, sorunu çözmeyip komplo teorisiyle toplumu iknaya çalışmak meseleyi görmezden gelmek demektir. Bu tablo üzerine birkaç söz söyleyelim, olası sonuçlarını ve sonra da nedenlerini keşfe çalışalım.

Olağanüstü hal olağanüstü hukuk dönemidir; ama sonuç itibarıyla “hukukun askıya alındığı bir dönem” değil bir “hukuk” dönemidir. Olağanüstü hal döneminde yapılan işlemlerde haklar öğretisine (hukuka) uyulmalıdır. Yazının başında da belirttiğim gibi kendisi hakkında verilen bir karar karşısında kişinin izleyeceği iç hukuk yolları belirsiz kalırsa, kişiler mağduriyetlerini giderebilecek merci ya da kurum bulamazlarsa, sorun siyasal, sosyal veya hukuki olmaktan başka, doğrudan insani bir sorundur. İnsanlık ise her şeyden daha değerlidir.

Ülkemin aziz milletine selam olsun, dua ile kalın…

Okunma 169 defa
Sabri BALAMAN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...

E-Bülten

E-bültenimize üye olun. Haber ve duyurularımızı kaçırmayın.

Spam göndermiyoruz.

Bu sitede yer alan yazılar, makaleler, haberler yazarların sorumluluğundadır. © 2017 ASDER. All Rights Reserved.

Design & Development by JoomShaper