ADALETİN ÇÖKÜŞÜ VE TOPLUM

Toplumsal barış ve düzen, insan hak ve özgürlükleri büyük ölçüde kuvvet ile adalet arasındaki ilişkilerin biçimine bağlıdır. Gerçek barış ve düzen, kuvvetin adalete hükmettiği yerde değil,ancak ve yalnız adaletin emrinde tutulduğu toplumlarda var olur ve öyle tutulabildiği müddetçe devam edebilir.

Toplumlar tabiatı icabı sürekli bir "değişim süreci" içindedir. Doğma,büyüme, olgunlaşma,  eskime,bozulma,çürüme ve canlılığını yitirmeye doğru bir değişim süreci içinde bulunan madde aleminde olduğu gibi, değerler alemi de kural olarak aynı doğrultuda bir değişim süreci geçirir. Toplum düzenini belirleyen kurallar, bu değişim sürecinde oluşturulur.

İşte, toplumların en büyük çıkmazı, bu kuralları "adil" olanların  değil, "güçlü ve nüfuzlu" olanların belirlemesidir. Bu da, toplumsal düzene şekil veren kuralların "adalet değerine" göre belirlenmesinin en büyük engelini teşkil etmektedir.  Çünkü, toplumda belirleyici olan güçlü ve nüfuzluların er ya da geç, değişim sürecini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeleri, zaman içinde, kendi değerlerini ve düzenleyici kurallarını geçerli kılan bir hukuk düzeni oluşturmaları kaçınılmazdır. Hatta,bu güçler, "adalet değerine" göre şekillenmiş kurum ve kurallara da nüfuz ederek zamanla  kendi çıkarları ile bağdaşır bir nitelik kazandırmak için var güçleri ile çalışırlar. Kısaca, bütün toplumsal kurum ve kurallar, bunlara kendi kısa ve uzun vadedeki çıkarlarına yataklık eden bir mahiyet kazandırmak isteyen güçlerin istismarı ve tehdidi altındadır.

Günümüz dünyasında maalesef gerek toplumlararası ilişkilerde ve gerekse her toplumun kendi öz ilişkilerinde "hak ve adalet"  ilkesinden çok "gücün" belirleyici olduğu bir yapı ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu yapılarda kuralları koyanlar güçlülerdir. Bu sebeple tüm kurallar, güçlülerin çıkarlarını koruyan ve geleceğin kurallarını da güçlülerin belirleme yetkisini güvence altına alan bir nitelikte olduğu ve her alanda adalet ile bağdaşmayan uygulamalara yol açtığı ortadadır.

Toplumların evriminde "adaletsizlik" faktörünün giderek baskın hale gelmesi, mevki ve makamları bir saltanat ve imtiyaza dönüştürmüştür. Böylece çoğu toplumlarda çıkar odaklarının devlet, kanun ve hukuk adına dayattığı kurallar hükmetmeye başlamış, tamamen fesada uğramış bir otorite ortaya çıkmıştır. Bu otoritenin "adaleti" temsil etmesi mümkün değildir. Aksine, toplumda, baskı, menfaat, korku ve güvensizlik hakim olmuştur.

Üst düzeyde böyle adaletsiz bir yönetim  anlayışının yerleşmesi, daha aşağı kademelerdeki bütün suistimallere  de siper ve kalkan olacak ve toplumun her kademesinde  bir yolsuzluk rekabetine yol açacaktır. Böylece, devlet adına, cumhuriyet,demokrasi ve hukuk adına  dayatılan; yolsuzluğu, adaletsizliği ve bir avuç çıkar çevresinin menfaatlerini himaye eden bir fiili durum ortaya çıkacaktır.

Bugün,ülkemizde de bu yozlaşma artık en yıkıcı boyutlara ulaşmış, "düzenleyici kurallar" ve "uygulamalar" genel toplum yararını temsil etmekten tamamen uzaklaşmıştır. Bu yozlaşmanın yol açtığı durum, ancak  "adaletsizlik" kavramı ile ifade edilebilir.

Servetin iktisabında, gelir dağılımında, temel hak ve özgürlüklerin tanınması ve sınırlandırılmasında, dolayısıyla da devletin niteliklerinin pratiğe yansımasında bugün bireyler ile bireyler arasında ve bireyler ile devlet arasında tam bir "adalet problemi" yaşanmaktadır. 

ADALETSİZLİK VE DEVLET

Günümüz toplumlarında adalet veya adaletsizliğin kaynağı devlet olarak algılanmaktadır. Günlük yaşamında ve hayatı boyunca bir dizi adaletsizliklerle karşı karşıya kalan birey ve toplulukların,er geç bundan devleti sorumlu tutması kaçınılmazdır. Devlet-vatandaş münasebetlerinde karşılıklı saygı ve bağlılık duygularının erozyona uğramaya başlaması  bu münasebetlerde "adalet" kavramının tecelli etmemesi ile alakalıdır. "Önce adalet yıkılır; sonra devlet!..."  öz deyişi bunu ifade etmektedir.

Adaletsizlikler zaten soyut bir kavram olan devletin, önce kalplerde,gönüllerde ve kafalarda yıkılmasına neden olur.  Bireylerin kalplerinde, gönüllerinde ve kafalarında yıkılmış olan bir devlet, artık devlet olmaktan çıkmış, dış ve iç güçlerin çıkarlarını hukuk kılıfına sokarak topluma dayatan bir kaba kuvvet mekanizmasına dönüşmüş olacaktır.  Böyle bir durum, "adaletsizliğin" en büyük kaynağı olduğu gibi, aynı zamanda kitlelerin devlete yabancılaşmasına ve  toplum-devlet  arasında "meşruiyet krizine" de yol açan en önemli sebeptir.

Toplumu tek bir zihniyet kalıbına dökme çabaları, bütünleştirici değil,ayrıştırıcıdır ve insan tabiatını aykırıdır. Böyle bir yaklaşımın toplum mühendisliği ile uzaktan yakından alakası yoktur. Etnik,dinsel,sosyal ve kültürel farklılıkları vatandaşlık zemininde bir arada yaşatabilmenin ve bu farklılıkları zenginliğe dönüştürebilmenin yegane yolu, toplum düzenine şekil veren kuralların ve yönetim anlayışının "adalet"  ilkesine  dayandırılması ile mümkündür. Kurallar ve uygulamalar, hiç bir siyasal ve toplumsal görüş ve düşünceyi dışlayıcı olmamalıdır. Çünkü, bu taktirde demokratik yoldan da olsa, yönetimin el değiştirmesi, hiçbir çözüm getirmeyecek, sadece dışlayan ve dışlanan kesimlerin el değiştirmesine, dolayısıyla adaletsizliğin sürekliliğine hizmet edecektir.

Toplum açısından olduğu kadar, devlet açısından da "adaleti ve insan haklarını koruyan" bir yapılanma zaruridir.  Çünkü, adalet ve genel hürriyet ilkelerinin halka yayıldığı oranda toplumda her şey nizamına girecektir. Böyle bir yapılanma, her toplum kesiminin hak ve hukukunu güvence altına alacağından, devleti de "herkesin devleti" haline getirecektir.

Toplumların doğasında var olan kaçınılmaz farklılıklara saygı duyan, aynı zamanda bu farklılıkları  tanıyan, farklı çevrelerin birbirlerine saygı duymalarını da özendiren ve bu yolda toplumu eğiterek uzlaşmacılığı geliştiren; bu farklılıklara eşit mesafede yaklaşan ve hakem konumunda bulunan bir devlet ve yönetim anlayışı, tüm toplumu adalet ve hukuk ile kuşatacak ve her toplum kesimince benimsenen, korunan "meşru bir varlık" konumu kazanacaktır. 

SOMUT ÖRNEKLER

Anayasa ve kanunlar, "vatandaşın hak ve sorumluluklarını" olduğu kadar, "devletin  yetki ve sorumluluklarını" da düzenleyen kurallardır. Bu sebeple, bu kuralları vatandaşın ihlal etmesi ne kadar mümkün ise, devletin ihlal etmesi de o kadar mümkündür. Anayasa ve yasaları ihlal eden vatandaşlar hakkında "cezai yaptırımlar" olduğu kadar, devlet adına yaptığı bir işlem veya eylem ile anayasa ve yasaları ihlal eden kimseler hakkında da "cezai yaptırımlar" bulunmalıdır. Üstelik, bu açıdan kamu gücünü elinde bulunduran devlete karşı güvenceye muhtaç olan da vatandaştır.

Halbuki, günümüzde, "adalet ve insan hakları" nın devlet güvenliği ile bağdaşmazlığı anlayışını yansıtan hukuki düzenlemeler ve uygulamalar tüm toplumu kuşatmış bulunmaktadır. Hukuku birey haklarının güvencesi olmaktan çok, devleti koruma mekanizması olarak algılayan yaklaşım başta yargı kurumları olmak üzere tüm kurumlarda hakim olmuştur.

Bireylerin temel haklarını  devlet görevlilerine karşı güvenceye alan kanun maddelerinde  öngörülen cezalar caydırıcı olmayıp,teşvik edici olduğu gibi, memurların yargılama süreci de hakkını aramakta ve telafi etmekte bireyler aleyhinedir. Oysa, bireylerin devlete karşı işlediği suçların cezaları son derece ağır, adeta vatandaşın her hareketini suç olarak yorumlamaya açık bir nitelik taşımaktadır.

Bu nedenle, devletin güvenliği adına yapılan hukuk dışı uygulamalar dahi meşru gösterilmektedir. Böylece, devletin güvenliği adına yasalar olabildiğince vatandaş aleyhine yorumlanıp, uygulanırken, yine aynı gerekçe ile devlet tarafından yapılan hukuk dışı uygulamalar yaptırımsız kalmaktadır.

Bu da, daha başlangıçta devlet-vatandaş ilişkilerini düzenleyen kuralları bir adaletsizlik kaynağı haline getirmektedir.

Devlet kudretinin hukukla sınırlanmasını ve hürriyetlerin korunmasını gerçekten etkili kılacak başlıca teminat müesseselerinden birisi "yargı denetimi" dir. Toplumda adalet değerini tahrip eden sebeplerden birisi de, bağımsız yargı tarafından işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olup olmadığı denetlenemeyen, böylece peşinen hukuka aykırı karar verme yetkisi tanınan mekanizmaların mevcudiyetidir.

T.C. Anayasasının 125 nci maddesinde "İdarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı yolu açıktır"  hükmüne yer verilmesine rağmen, bu anayasal kurala,   125/2 maddesi ile "Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile  Yüksek Askeri Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır." ; 105/2 nci maddesi maddesi ile "Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz" ; 160/1 nci maddesi "Sayıştay`ın kesin hükümleri aleyhine idari yargı yoluna başvurulamaz" ve 159 ncu maddesi ile "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu karalarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz" hükümleri ile istisnalar getirilmiştir.

Örneğin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yargı denetimi dışında tutulan kararları, adli ve idare yargı hakim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma ve meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme görevden uzaklaştırma gibi tamamen "hukuka uygun" olarak yapılması gereken işlemler ile ilgili kararlardır.

İşte bu kararların hukuka uygun olup olmadığının denetlenememesi, kurula,  hukuka uygun olmayan kararlar da verebilmeye açık bir yetki tanıma anlamına gelmektedir. Aynı durum, Yüksek Askeri Şura, Cumhurbaşkanı ve Sayıştay açısından da geçerli bulunmaktadır. 

ÇÖZÜM: ADALET İÇİN MÜCADELE...

Günümüz toplumlarında, hak ve hukuk ihlalleri ile adaletsizliklerin gittikçe yaygınlaşması, genel bir hoşnutsuzluğu beslemektedir. Toplumda adalet arayan kitlelerin çoğalması, bir taraftan  toplum bireylerini ve kesimlerini, insan ve toplum yapısının doğasından kaynaklanan farklılıklarına rağmen, ortak bir noktada buluştururken, öte yandan da güç ve çıkar odaklarının istismarlarına ve bu doğrultudaki düzenleme ve yönlendirmelerine karşı kesin tavır koyabilecek bir toplumsal yetkinliği de beraberinde getirecektir.

Bu toplumsal yetkinliğin fonksiyonel olması, toplumun bu ortak problem etrafında bir dayanışma içine girmesine, en doğal farklılıklarını malzeme olarak kullananların oyununa gelmemesine bağlıdır. Aksi taktirde, kendi içinde ırk,din,mezhep, düşünce hatta cinsiyet gibi farklılıklar etrafında  çatışmacı bir süreç içine sürüklenecek ve  hak ve hukuk tanımaz bir avuç azınlığın çıkar ve imtiyazlarının devamını sağlayan sosyal bir yapıyı beslemeye devam edecektir. Hatta, maalesef böyle bir yapıyı temsil etmektedir ve hızla adalet ilkesi etrafında paydasını eşitleyerek bu çatışma sürecini bilinçli olarak yok etmelidir. Artık herkes, bu farklılıkların bir ayrışma ve çatışmanın  "kaynağı" değil, "aracı" olduğunu anlamalı ve bu aracı kullananların oyununu bozmalıdır. Aksi taktirde, iç ve dış çıkar odaklarının toplumlarının istismarından kurtulamayacaktır.

Ortamı bunalım gösteren bir toplumun temel sorunu, kurallar ve uygulamalarda  "adalet değerini" devre dışı  bırakan bir anlayışın belirleyici konumda bulunmasıdır. Toplumun bu anlayışı bertaraf etmesi, kamu gücünü bu anlayışın elinden kurtararak "adalet değerini" her şeyin üstünde tutan bir anlayışın emrine vermek yolunda ortak bir refleks geliştirmesi ile mümkündür. 

Çağdaş toplumlar artık birbirinden  kopuk  bireylerden çok, dayanışma içine giren insan topluluklarından  oluşmaktadır.

Eğer bugün karşı karşıya  bulunduğumuz ortak sorun "adaletsizlik" ise, bu sorunun çözümü de "adalet" değeri için yapılacak ortak mücadeleye bağlı olacaktır. Toplumsal barışın kurulması ve sürdürülmesi, yaşanan bir gerçek olan adaletsizlikler dizisinin ortadan kaldırılmasına bağlıdır.

Adalet, evrensel bir değerdir. İnsanların farklı kimliklerine, statülerine, aidiyetlerine göre değişmez. Hiç kimseye, şu veya bu kimlik ve statüye  mensup olduğu için siyasi, ekonomik, sosyal ve hukuki bir ayrıcalık veya ayrımcılık yapılmamalıdır.

Ülkemizde "adalet problemi" nin köklü bir şekilde çözümü,öncelikle hangi kimlik ve statüde olursa olsun, insanımızın hak ve özgürlüklerinin bilincinde olması ve onları korumak için örgütlü bir mücadele  geliştirmesinden geçmektedir.

Toplumumuzda hak arama ve adalet bilinci oldukça düşük olmakla birlikte, artık, toplumda bu bilinçsizliğin faturası olan adaletsizliklerin boyutu "katlanılabilir olmak" hududunu aşmıştır. Bu durumun öncelikle bu konudaki bilinç sorununu daha kolay çözümlenebilir kılacağı, toplumda adalet arama bilincini körükleyeceği ve toplumu bu konuda bir irade birliğine ve inisiyatif geliştirmeye zorlayacağı da bir gerçektir.        

Toplumda bu anlamda büyük bir enerji birikiminin var olduğu kanaatindeyiz. Bütün sorun, bu birikimi istismar etmeden, art niyetsiz ve samimi bir yaklaşımla organize etmek ve toplumu meşru bir zeminde adalet talep eden bir dayanışma sürecine sokmaktır. Böyle bir dayanışma ortaya konulmadıkça, bireyleri ve toplulukları kendi çıkarları doğrultusunda istismar eden güçlerin hukuk ve adalet çizgisine  çekilmesi mümkün olmayacaktır.

ADALETİ SAVUNANLAR DERNEĞİ

Günümüzde,toplum olarak bir adalet arayışı içinde olduğumuz tartışılmaz bir gerçektir. Devletten, siyasal parti ve kesimlerden bağımsız, hiçbir kimlik farklılığına bakılmaksızın, olumlu veya olumsuz hiçbir ayrıcalık gözetmeksizin, toplumda "adalet" ilkesinin hayata geçirilmesi yolunda siyaset üstü bir işbirliği ve dayanışmaya öncülük edecek bir sivil toplum kuruluşuna ihtiyaç vardır.

İşte Adaleti Savunanlar Derneği,toplumun bu adalet arayışına cevap verecek hizmetler ortaya koymak üzere 07.04.2000 tarihinde kurulmuş ve Geçici Yönetim Kurulunu oluşturarak çalışmalarına başlamıştır.

Adaleti Savunanlar Derneği gerek iç hukukta ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde güvence altına alınmış en tabi hakları ihlal edilmiş bir grup insanın kararlı bir şekilde bir araya gelerek, sivil toplumun bu yolda dayanışmasına öncülük etmek üzere kurulmuştur.

ADALETİ SAVUNANLAR DERNEĞİ`NİN AMAÇ VE FAALİYETLERİ

Adaleti Savunanlar Derneği;  hak ve özgürlükleri ihlal edilenler ile her alanda "adaletin" ve "hukukun üstünlüğü  ilkesinin" hayata geçirilmesi idealine hizmet etmek isteyenlerin hukuki mücadele platformudur.

Adaleti Savunanlar Derneği, idarenin tüm işlem ve eylemlerinin hukuka  uygunluğunun yargı yolu ile denetlenmesi, her konuda adaletin tam ve çabuk gerçekleştirilmesi, "mevzuat ve uygulamalardaki" evrensel insan haklarına aykırılıkların izlenmesi ve düzeltilmesi, ihlallerin son bulması için ulusal ve uluslararası platformlarda girişimlerde bulunulması, hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilere hukuki, sosyal ve ekonomik yardımda bulunulması, toplumda insan haklarına saygının geliştirilmesi ve toplum barışının sağlamlaştırılması için çalışmak amacı ile kurulmuştur.

Dernek, amaçlarının gerçekleştirilmesi için aşağıdaki faaliyetlerde bulunur:

         
* Adalet, hukukun üstünlüğü, insan hak ve özgürlükleri konusunda fert ve toplum bilincinin geliştirilmesi için her türlü basın ve yayın faaliyetinde bulunur.

* Amaç doğrultusunda üyelerini ve kamuoyunu bilgilendirmek için seminer, konferans, panel, açık oturum, sempozyum ,yarışma ve gezi düzenler; sergi, film,video, tiyatro ve benzeri sosyal ve kültürel etkinlikleri organize eder.

* Ülkemizde ve dünyada insan hak ve özgürlükleri ile ilgili  iyi ve kötü uygulamaları ve uygulayıcıları kamuoyunun bilgi ve dikkatine sunar,

* Hukukun genel ilkelerine aykırı ve toplumsal barışı bozan, mevzuat hükümlerinin ve  uygulamaların düzeltilmesi için gerekli çalışmaları  yapar.

* Amaçlar doğrultusunda bilimsel araştırma ve çalışmalar yapacak  bir enstitü kurar. Bu konudaki bilimsel çalışmaları destekler. Başarılı bulduğu çalışmaları ödüllendirir.        

* Konusunda ihtisas sahibi olan kişilere her türlü ilmi, dini, tarihi, sosyal, kültürel, ekonomik sahalarda araştırmalar, anketler, kamuoyu yoklamaları yaptırır ve bunların sonuçlarını kamuoyuna açıklar, ilgili kişi ve kuruluşlara bildirir, gerekli tedbirlerin alınması için girişimlerde bulunur ve  izler.

* Kütüphane ve arşiv kurar.

* Benzer amaçlar doğrultusunda faaliyet gösteren özel ve tüzel kişi ve  kuruluşlar ile işbirliği yapar ve destekler.         

* Hak ve özgürlükleri çiğnenerek mağdur edilmiş olan kişileri kamuoyu önünde temsil eder ve ettirir. Bu gibi kişilere karşılık beklemeden her türlü maddi, manevi ve hukuki yardımda bulunur, bu amaçla yardım kampanyaları düzenler.

* Yardım Toplama Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yardım ve bağış toplar,alır ve verir,şartlı ve şartsız vasiyetleri kabul eder.

* İhtiyaç duyduğu gelirleri temin maksadıyla iktisadi,ticari ve sanayi işletmeler,ortaklıklar,vakıflar ve yardımlaşma sandıkları kurabilir.

* Eğitsel, tıbbi, istişari ve sosyal birimleri kurar ve işletir. Bu faaliyetler için gerekli olan uzman ve personeli istihdam eder ve yetiştirir.

* Dernekler Kanunu hükümleri saklı kalmak üzere merkezinin ve şubelerinin faaliyetlerini yürütmek için her türlü taşınır ve taşınmaz malı edinir, kiralar ve işletir.         

* Dernekler Kanununun 89 ncu maddesi gereğince sandık kurar.

 ADALETİ SAVUNANLAR DERNEĞİ VE SİZ

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız;

 * Derneğimize üye olarak her türlü çalışmalara bizzat katılabilirsiniz !

* Bağış yaparak mücadelemize maddi katkıda bulunabilirsiniz !

* Düşünce,dilek ve önerilerinizi bildirebilirsiniz !

 

Okunma 21740 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 17 Mart 2012

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...

E-Bülten

E-bültenimize üye olun. Haber ve duyurularımızı kaçırmayın.

Spam göndermiyoruz.

Bu sitede yer alan yazılar, makaleler, haberler yazarların sorumluluğundadır. © 2017 ASDER. All Rights Reserved.

Design & Development by JoomShaper