1nci GAZZE Savaşı
Bundan 95 yıl önce bugünkü Mısır-İsrail sınırı ve özellikle de Gazze
şehri civarında kıyasıya bir savaş cereyan ediyordu.
Osmanlı Devleti, İngilizler ile uzun ve yıpratıcı savaşlar sonunda
1918 yılının Haziran ayına kadar eski sınırı muhafaza edebilmişti.
Fakat yeni atanan ordu komutanları oldukça başarısızdı. Murat
vadisinde Ruslarla yapılan savaşta yenilgiye sebep olan bazı paşalar
şimdi de ordu komutanı olarak bu bölgeye atanmışlardı.
Galibiyetler milletin, mağlubiyetler ise komutanların hakkıdır. Bu çok
önemli gerçek ne yazık ki ülkemizde tam tersi bir biçimde uygulama
alanına sokulmuştur. Gerekli tedbirleri almayıp hele hele savunmada
olduğu halde yenilgiye uğramak büyük bir sorumluluk ve hesap vermeyi
gerektirir.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa o kadar büyük başarılar elde etmesine
rağmen Viyana'yı alamayınca, başarısızlığı üzerine almış başını
cellâdın önüne eğmiştir. Hâlbuki bu büyük Paşa'nın idamı Osmanlı
Devletine çok pahalıya mal olmuştur. Zira çok tecrübeli ve kabiliyetli
bir insandır. Fakat değil mi ki ordu yenilmiştir, mağlubiyet ona rücu
edilmek zorundadır. Yani başarısızlık gerekli tedbirleri almayan
komutanlara verilmelidir.
Bu basit gerçek sadece bir Türklerde değil bütün dünya milletlerinde
acı da olsa kabul edilen durumdur. Mesela Hitler, mesela Mussolini.
Alman ve İtalyan milleti, mağlubiyeti üzerine almamak için bütün suçu
bu iki adama yüklemiştir. Böyle olması da gayet lüzumludur aksi
takdirde halkın maneviyatı kırılır gelecek ümitleri söner.
Her ne ise, biz yine bu Gazze Savaşlarına dönelim. Dört yıl boyunca
İngilizlere pek çok zayiat verdiren Osmanlı Ordusu, yeni komutanların
hatalı düşünce ve görüşleri nedeni ile zafiyet içine düşmüştü. "58
Gün" adlı kitapta (Toplumcu Dönüşüm Yayınları) yeni komutanlara göre
"Türk askerinin bu Arap çöllerinde ne işi vardı, en iyisi Toros
dağlarının gerisine çekilip Alman ve İtalyanlar gibi tek millete
dayalı bir ülke kurmak gerekliydi" Hani şu ulus devlet dedikleri
hayali! gerçekleştirmek istiyorlardı.
Bir komutan her ne sebep olursa olsun kendisine verilen emri yerine
getirmelidir. Filistin cephesinde 7. ve 8. Orduların ve komutanlarının
görevi; bu cepheyi tutmak, uzun süredir yığınak yaptığı belli olan
İngilizlerin sınırı geçmelerine engel olmaktı. Aksi takdirde bütün
Arabistan kaybedilebilirdi. Nitekim aynen böyle oldu.
Cemal Paşa'nın komuta ettiği ordu savaşta neredeyse tamamını kaybetmiş
diğer ordu yardım etmek yerine geri çekilmeye başlayınca Filistin
cephesi çökmüştü. Zaten bu ordu da geri çekilirken mevcudunun % 70'ini
kaybetmişti. İşin kötüsü Kudüs civarında yeni bir savunma mevzii bile
kurulamamıştı. Çok kısa zamanda Kudüs, Şam ve Halep kentleri bir bir
İngilizlerin eline geçti. 800 Yıl sonra Haçlılar yeniden kutsal
topraklarımıza girmişti.
İngiliz taarruzunun başlamasından tam 58 gün sonra Mondros Mütarekesi
imzalanmış Osmanlı'nın yenildiği tek cephe olan Filistin'den ayrılmak
zorunda kalmıştık. Ne acıdır ki bu yenilgi bütün orta doğu
topraklarımızın kaybına sebep olmuştu.
Bu önemli savaş ne yazık ki zülfü yâre dokunduğu için hep
unutturulmaya çalışılmıştır. Ama gerçek tarihçiler için ortada çok
önemli bir vakıa duruyor. Ben adını 1. Gazze Savaşı koydum. İsterseniz
1. Filistin Savaşı deyin ama ne olur bu önemli savaşın üstüne örtü
çekmeyin.
Değerli yazar Vehbi Vakkasoğlu "Bozgun 1-2-3" adlı kitapları ile bu
savaşa ışık tutmaya çalışmıştı. Fakat devamını getiremedi. (Yeni Asya
Yayınlarından inceleyebilirsiniz) Kendisine bu kadar çalışması için
dahi teşekkür etmek bir borçtur. Fakat özellikle tarihçi geçinenlere
her türlü ağır ve acı sözü söylemeye kendimi haklı görüyorum zira bu
kadar önemli ve geleceği etkileyen savaşı unutulmasına sebep olmak,
gündeme getirmemek, yenilginin sorumlularından hesap sormamak en küçük
ifadesi ile bir ayıptır.
Şimdi yeniden bu topraklarda bir savaş cereyan ediyor. Daha önce hile
ile idi zira cepheyi içten çökertmişlerdi. Şimdi ise barbarca. Çoluk
çocuk demeden masum insanlar öldürülüyor. İçim parçalanmakla beraber,
değil mi ki ölen masumlar şehit makamına yükseliyor bu durum bana bir
parça teselli veriyor.
Asıl üzerinde önemle durmamız gereken husus ebedi hayatlarını kaybeden
insanlarımızdır. Zira milyonlarca hayatın imansızlık hastalığı ile
cehennem ateşine atılmaları daha büyük bir acıdır. Bu acı beni daha
fazla yakıyor.
O halde iman kurtarma davası için daha fazla gayret gösterelim.
vesselam...
Vehbi HORASANLI

