Cuma, 19 Temmuz 2019 17:21

Kudüs'ten Selam Getirdim - 2

Kudüs’den Selam Getirdim.. (2)

 

 

****Mescid-i Aksa’yı Gördüm Düşümde…

 

Kudüs deyince Mescid-i Aksa, Mescid-i Aksa deyince de Kudüs gelir akıllara. Kudüs’ü farklı kılan ve diğer şehirlerin önüne geçiren, şüphe yok ki Mescid-i Aksa’dır.

 

Kudüs’le ilgili rivayet edilen bir hadis vardır. Rivayete göre Ebu Zer el-Gıffari Hazretleri, Peygamberimize “Ey Allah’ın Resulü dünyada ilk kurulan mescit hangisidir?” diye sorduğunda Peygamber Efendimiz ‘Mescid-i Haram’ diye buyurmuştur. “Sonra hangisi…?” diye sorduğunda ise Peygamberimizden “Mescid-i Aksa” cevabını almıştır.

 

Mescid-i Aksa’nın kelime mânâsı “en uzak”tır. Bu mescit Mekke’ye olan uzaklığından dolayı “en uzak mescit” anlamında adlandırılmıştır. Bu eser milattan sonra 638 yılında Hz. Ömer zamanında, Kudüs fethedildikten sonra, Hz. Süleyman mabedinden kalan batı duvarına bitişik olarak dikdörtgen şeklinde yapılmıştır. Bu mabet daha sonra Emevî Halifelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında genişletilmiştir.

 

Semavî dinlerin büyük önem atfettiği Mescid-i Aksa’yı “Beytül Makdis” adıyla ilk inşa eden kişinin Hz. Süleyman olduğu söylenir. Burası bu yüzden “Mescid-i Süleyman” olarak da bilinir. Müslümanların yaygın inancına göre Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) kutlu miraç yolculuğuna buradan, Mescid-i Aksa’dan başlamıştır. Bu yüzden burası miracın ilk basamağıdır; hakikat göklerine yükselişin ilk durağıdır.  İlâhî aşkın soylu adresidir.

 

Miraç, Kur’an’da kendine yer bulan ilâhî bir lütuftur. Yüce Rabbimiz İsrâ Suresi’nin birinci âyetinde Mescid-i Aksa'yı bizzat ismiyle zikrederek şöyle buyurur: “Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir.”

 

Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Yolculuk ancak şu üç mescidden birine olur: Benim şu Mescidime, Mescidi Haram’a ve Mescid-i Aksa’ya.”

 

Mescid-i Aksa, bugün darmadağan olan ümmetin yetim çocuğudur. Bulunduğu konum dan bîzardır, bizler mescide her girişte kapıda bekleyen israilli askerleri görünce yüreğimiz hüzün kaplıyordu, Müslüman kendi yurdunda parya idi…!

 

Edebiyatımızın son dönemlerinde “Yedi Güzel Adam” olarak değer bulanlardan biri olan Mehmet Akif İnan;

“Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde

 Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu 

Varıp eşiğine alnımı koydum 

Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu”

diyordu. “Mescid-i Aksa” isimli o hissiyat ve gözyaşı andıran güzel şiirinde. Bu boynu bükük mescidin hüzünlü hâli duyarlı her mümin gibi onu da derinden yaralıyordu.  

 

 

Öte yandan

“Kalbimin bir yarısı Mekke,

Diğer yarısı Medine;

üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır”

diyor Yedi Güzel Adam’dan bir bir başka şaheser Nuri Pakdil…

Biz Asder dava insanları da diyoruz ki; Kalbimizin yarısı Cennet vatanımız Türkiyemiz diğer yarısı ise kutsal mekanlarımızın zirveleri üç mescid…

 

 

 

***Osmanlı Döneminde Kudüs…

 

Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs, altı asır boyunca üç kıtaya adaletle hükmetmiş Osmanlı’nın ilk göz ağrısıdır. 1517’de Osmanlıların eline geçen bu güzide şehir, tam dört asır egemenliğimiz altında kalmıştır. Osmanlı zamanında burası huzur ve sükûn meskeni olmuştur. Ceddimiz buraya barış getirmiştir. Osmanlılar şehre duydukları derin saygıdan dolayı buraya “Kudüs-i Şerif” adını koymuşlardır.

 

Osmanlı; Filistin’e, Kudüs’e cami, medrese, han, hamam, kemer, köprü, burç, namazgâh, imaret, çeşme, su kanalı, sur, külliye ve çarşı gibi birçok faydalı eser inşa etmiştir. Yine El-Halil’e II. Abdülhamit, Saat Kulesi yaptırmıştır. Osmanlı’dan sonra şehri ele geçiren İngilizler büyük bir tahammülsüzlük örneği göstererek bu kuleyi yerinden sökmüşlerdir.

 

Eski ihtişamından çok şey kaybetse de bugün de Osmanlı’nın ruhu bu kutsal şehirde yaşamaktadır. Burada yaşayan vefalı Filistinliler hâlâ Osmanlı’ya dair övgü dolu hikâyeler anlatmaktadır. Ümmetin yetimleri Osmanlı’nın insanî yönetimini özlemle anmaktadırlar.

BİZİ HER GÖREN FİLİSTİNLİ NE OLUR BİZİ YALNIZ BIRAKMAYIN ZİRA SİZDEN BAŞKA GELEN YOK…BİZİ SİZDEN BAŞKA SORAN YOK…demektedirler.

 

Mescid-i Aksa, Kıyam Kilisesi ve Ağlama Duvarı üç semavî dinin bu kadim şehirdeki kutsallarıdır. Osmanlı Devleti bu kutsallara büyük bir saygı ve ihtimam göstermiş; onları özenle korumuştur. “Ağlama Duvarı”, Mimar Sinan tarafından tamir edilmiştir.

 

Kutsallığın payitahtıdır Kudüs. Aslında bu topraklar bir zamanlar hoşgörünün de aynasıydı. Şehirdeki camiler, kiliseler ve sinagoglar bunun en büyük delilidir. Zira camiler, kiliseler ve sinagoglar iç içedir Kudüs’te. Bu mistik coğrafyada ezan sesi çan sesine ve şofar sesine karışır. Seher vakitlerinde minarelerden okunan ezanların içinize aktığını hissedersiniz. 

 

Kudüs, tenimizde nabız gibidir. Mekke’yi, Medine’yi ve Kudüs’ü görmeyen gözlerin feri gerçek ışıltısından mahrumdur. Kudüs’ün tarihi, insanlığın yaratıcısıyla kurduğu uhrevî irtibatın tarihidir de… Bir başka deyişle Kudüs’ün tarihi imanın tarihine denk düşmektedir.

 

Yılın on iki ayında ve dört mevsiminde maneviyat soluyan bir şehirdir Kudüs. Dünyada ortalama bir kilometrelik daracık bir alana üç ayrı dini, bu kadar çok ve çeşitli dinî mekânı ve dinî ritüeli sığdırmak nadirattandır. Kudüs bu maneviyat ikliminin gözdesidir.

 

 

Filistin siren seslerinin kulakları tırmaladığı,  acının yaprak yaprak açtığı diyardır. Kudüs, bu toprakların ruhunu açan paslı bir anahtardır. Kudüs’ün tarihi, insanlığın tarihine ayna olur. Kudüs’te ibadethanelere duvar olan taşların bile bir ruhu ve dili vardır. Acı, Kudüs’ün kara bahtına yazılmış kederli bir kaderdir. Bulutlar mazlumların dayanılmaz acılarının tesirinde kalarak gözyaşı döker burada. Değerli dostlar en acısı da Filistinli kadınlarımız ve onların o sıkıntılar içindeki vakur duruşunu bir görseniz.. İzzet ve iffet duygusunun yoğunluğunu gördük… kalbimiz neden daha önce gelmedi diyor… Velhasıl kardeşlerim; Kalpler hüznü taşımaktan yorgun düşer, inanın beden yorgunluğu değil de kalp yorgunluğunu şahsen ben hissettim ve halen o anları zaman zaman yaşıyorum….!

 

***Son Söz Yerine: Şekva ve Dilek…

 

Kudüs, mevcut tarihî birikimiyle adeta bir açık teoloji ve etnoloji müzesi görünümündedir. Kudüs’ün üç semavî dinin argümanlarını içeren bir hoşgörü başkenti olmasını hazmedemeyen siyonistler bu topraklarda huzur ve sükûn bırakmamışlardır. Bu kadim toprakları tapulu malı gibi gören bu ırkçı zihniyet, burada yaşayanlara huzuru haram etmiştir.

İşgal, terör ve kaos bu toprakların kaderi olmuştur. Avrupalı emperyalistlerden ve okyanus ötesinden aldıkları destekle taş taş üstünde bırakmayan zalimler, 1948’de İsrail terör devletini kurarak buradaki yerleşik Filistin halkını göçmen konumuna düşürmüştür.

 

Filistin’de, Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da dostluğun, barışın ve huzurun ikame edilebilmesi için Ömer’in emanına, Yavuz’un fermanına, Hamid’in dermanına ihtiyaç vardır.

 

Müslümanların yüzünün gülmesi, dünyanın huzur ve sükûna kavuşması için Filistin’de kalıcı barışın sağlanması olmazsa olmaz derecesinde mühimdir. Bunun için öncelikle yapılması gereken şey, İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve Müslümanlara baskı ve zulüm yapmamasıdır. Aksi takdirde ne Filistinliler ne de İsrailliler aradığı huzuru bulabilir. Selam ve muhabbetlerimle…

 

Son Düzenlenme Cuma, 19 Temmuz 2019 17:29
Mehmet Kanmaz

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...