Çarşamba, 30 Ocak 2013 21:10

YENİ ANAYASA SÜRECİNDE BİRLİK ZAMANI

Temel sorun, ülkede sistem koyucuların Milletimizin Ruhuna, mayasına ve karakterine hiç de uygun olmayan bir sistemi dayatmış olmaları. İstiklal Harbini yapan Gazi Meclis yani ilk TBMM çok basit ve anlaşılabilir bir Anayasa yaptı. Irk, Din, Dil ayrıştırması yapmadan. Öylede peki insanları İstiklal Harbinde cepheye ne gönderdi? Irk yok, Milliyet yok, kavmiyet yok, Din yok?

                Hayır!.. Hepsi vardı. Ancak tanım ve vurgu farklıydı. Tıpkı İstiklal Marşımızdaki gibi. Diyor ya şair;

“Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?”

“Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!”

“Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.

Bu ezanlar-ki şahâdetleri dinin temeli

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.”

“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!”

                Şimdi soralım burada Mehmet Akif hangi ırktan bahsediyor?

                Evet.. Mehmet Akif gibi Kur’an-ı Kerim aşığı bir adam, hayatına O mukaddes kitabı rehber etmiş Müslüman Milletimize Kur’an-ı Kerimin emrettiği dışında bir mesaj verebilir mi? Bakın Allah Hz. Nuh’a ne emrediyor? Kendisine inanmayan oğlu ile ilgili..

                “Gemi, onları dağlar gibi dalga(lar) arasından geçiriyordu. (O sırada) Nuh, bir kenarda duran oğluna, 'Yavrum, bizimle birlikte bin, kâfirlerle birlikte olma.' diye seslendi. (Oğlu,) 'Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.' dedi... Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: 'Rabbim, oğlum benim ailemdendir. Senin vaadin elbette haktır ve sen hükmedenlerin en hayırlısısın.' Dedi ki: 'Ey Nuh, o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir ameldir. Öyleyse bilmediğin bir şeyi sakın benden isteme. Sana cahillerden olmamanı öğütlerim.' Nuh dedi ki: Rabbim, bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, ziyana uğrayanlardan olurum." (Hûd, 42-47)

                Özet, “-Sana inanmayan, Allah’ın varlığına iman etmeyen öz evladın bile olsa, bırakın aynı milletten olmayı ailenden bile değil.”

                Peki kim ailemiz.. İnananlar..

                Kur’anda Millet karşılığı ifadesini bulan mana ne? Ümmet… Yani Allah’a; Resül (SAV)’in öğrettiği gibi, kitabımızda emredildiği gibi inananlar.. Tıpkı Bedr Savaşındaki gibi. Oğul karşıda, baba Allah Resülü (SAV) ile, yada tam tersi.. Kardeşler birbiri ile karşı karşıya. Demek ki medeniyetimizin temel parametresi Irk değil, İman kardeşliğidir.

                Bu dizelerde kast edilen Türk, Kürt ya da Arap değil.. Müslümanlar. Zaten Lozan’da da “Türkiye’nin kurucuları Müslümanlardır.” demedik mi? Gayrimüslimler azınlıktır demedik mi?

                -Çok gerekli olmamakla beraber Türkler İslamiyet öncesinde de nesebe dayalı değil, gelenek ve edebe dayalı Millet kavramını yani Sosyal Millet diyebileceğimiz bir Millet algısını benimsediler.-

                Maalesef sonraki süreçte YENİ BİR ULUS YARATMA PROJESİ dönemin tüm faşist ve diktatörlerinin hayaliydi. Ancak bu Ulus, geçmişten bu güne gelen Müslüman Türk Milleti de değil. Başka bir toplum. Değerleri değiştirilmiş, batı taklitçisi, geçmişini reddeden, Mübarek Atalarının başta dinleri olmak üzere Medeniyet değerleri ile kavgalı, yeni bir Millet/Ulus... Kısmen başarılı oldular. Sonucunda da maalesef Anadolu’ya elleri ile bölücülük tohumlarını ektiler. Ama bir şerden hayır doğdu.

                Köyden kente göçler yaşanmasa, batıda birkaç ilimizde rejimin maya tuttuğu bölgelerle, Anadolu sosyal anlamda ayrılabilirdi. Şükürler olsun ki, Köyden kente göç, kentleri yeniden Medeniyet Değerlerimizle barıştırdı. Halkıyla kavga etmeyen hatta halkın da ta kendisi olan bu köylülerin çocukları okudular ve bizde varız diyerek şehirlerde ve devlet kurumlarında örgütlenmeye çalıştılar. Özgürlük ve Milli Kimliğimizin yeniden ihyası adına mücadeleye başladılar.          

                Tabii özgürlük isteyen guruplar ülkemizde ezilen guruplardı. Bunların başında önce dindarlar geliyordu. Sonra kısmen Kürtler.. Özünde ise tüm düşünce gurupları sistem koyucu faşistler için aslında potansiyel suç guruplarıydı. Kafaları ezilmeliydi.

                Peki, bu yönü ile Milli Silkelenme de diyebileceğimiz İttihatçı Kafalara kafa tutuşun yanında mağdur olan tüm halk yığınlarının olması gerekmez mi? Bu nasıl olacak? Tabii ki dağa çıkarak ya da terörle değil. Sabırla ve demokratik yöntemlerle. Yani meclis eliyle, yani STK’nın verdiği mücadele ile.

                Şimdi YENİ, ÇAĞDAŞ, DEMOKRATİK, ÇOĞULCU VE ÖZGÜRLÜKÇÜ, SİVİL BİR ANAYASA” yapma zamanı. İçinde dayatmalar, değişemez maddeler olmayan, toplum talepleri ve beklentilerini karşılayacak, halkıyla kavga etmeyen bir anayasa.. Toplum değişiyor, dönüşüyor, ama yasalar bu değişime ve dönüşüme ayak uydurmuyor. Yani değişmeyen maddeleri var. Böyle bir saçmalık olur mu? Toplum değiştikçe talepleri ve dönemin şartları da değişir. Yasalar bu değişime paralel olarak değişmeli ve topluma baskı yapan zorlayıcı yasalar değil, tam tersi kolaylaştıran yasalar yapılmalıdır.

Son Düzenlenme Cuma, 01 Şubat 2013 11:19
Halil MERT

(E) Topçu Yarbay

Strateji ve Yönetim Uzmanı

https://www.youtube.com/user/81mert1 | Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...