Salı, 01 Nisan 2008 10:15

31 Martın dinamikleri ve bugün

Anayasa Mahkemesi  zamanın ruhuna uygun davranmıyor şimdi ne olacak?

   100 yıl önce Osmanlı sosyopsikolojk ve politik bir kaos yaşıyordu. Rejim krizi vardı. Fransız ihtilalinin rüzgarları İstanbul’u silkeliyordu. Bu rüzgarlar müsavat, uhuvvet, adalet ve hürriyet idi.

   Aktörler altı başlıkta toplanıyordu.

Birincisi yıpranmış siyasi otorite olan sultanlık, kurulu düzeni ayakta tutmaya çalışıyordu. İkincisi ulema ve Şeyhulislamlık kurulu düzenden yana idi. Üçüncüsü askeriye yenilikçi zorlamanın etkisindeydi. Dördüncüsü ahrarlar yani bugünkü liberaller karşılığı olan cazip fikirleri ve iddialı çıkışları olan her kesimde taraftarı olan yenilikçi gruptu. Beşincisi Volkan Gazetesinin öncülüğünü yapan radikal dini gruplardı. Altıncısı ortada gözükmeyen ama tavşana kaç, tazıya tut diyen İngiliz, Fransız istihbaratı ve mason kulüpleriydi.

   Terazideki altılı denge II.Meşrutiyetin ilanı ile belirginleşti.

  

   O günlerde zemin meyelanı milliyetçiliğin yükselmesi ve dini değerlerin zayıflaması yönünde gidiyordu. İttihatçı askerler, Jöntürkler ve mektepli genç kuşak bu rüzgara inanmış ve onu savunuyordu.

   Altılı  denge bütün hassasiyeti ile devam ederken Prens Sabahattin’in fikir babası olduğu liberaller padişahı protesto etmeye başladılar. 31 Mart öncesi bu protesto halk arasında ve taburlarda tepki çekti. ‘Şeriat elden gidiyor’ ayaklanmaları başladı. Din önemli bir motivasyon idi. İttihatçılar Selanik’ten hareketle Bab-ı Ali’ye müdahale ettiler. Meşhur hareket ordusu ile  kontrol ittihatçıları eline geçirdi.

   Bugüne gelirsek, altı aktör hepsi devrede fakat güçler ve eğilimler farklı…

   Milliyetçilik eğilimi dünyada azalma, dini değerler meyelanı yükselme gösteriyor. Yani 1908’lerin tersi bir sosyal trend var.

   Sosyopsikolojik trendde gelişmeyi tersine çevirme 28 Şubat ve 27 Nisan’da yapıldı fakat toplumsal karşılık bulamadı. 22 Temmuz’da halk eğilimini belli etti. Dünyada genel gidişe uygun bir tepki idi.

   Zamanın ruhu

   Bugün farklı olan yani zamanın ruhu olan özgürlükçü, katılımcı, çoğulcu demokrasiyi sadece liberaller savunmuyor, dindarlarda savunuyor.

   Zamanın ruhu bahar mevsimi gibidir. Kışın gelmesini insanların çoğu istese de başaramazlar. Buzlar ve karlar erir, çiçekler açar. Fırtınalar estiğinde bazı dallar kırılır ama hayat da canlanır.

   Bugün zamanın ruhu çoğulcu demokrasi yönünde, kurulu düzeni devam ettirmek isteyen tek parti cumhuriyet değerleri tekrar dirilmeyecektir. Tıpkı 1989’da Sovyetler Birliği’nde Perestroıka ve Glasnost (Yeniden yapılanma ve açıklık) rüzgarlarına kızıl ordunun dayanamadığı gibi.

   SSCB’de Gorbaçov’a darbe planlayan en yakın arkadaşı Yanayov ve kızıl ordu toplum onaylamadığı için başarılı olamadı.Onların darbe ihtilal girişimi yavaş değişimi planlayan Gorbaçovu zor durumda bıraktı sovyetlerin bölünmesini sonuç verdi.

   Zamanın ruhu Türkiye’de kaosu öngörüyor mu?

          Anayasa mahkemesi hukuki değil siyası gerekçelerle hareket ederse  bile toplumsal refleksler,yerleşmiş demokrasi kültürü ve kanaat önderleri kaosu önleyecekler diyorum.

   Birinci avantajımız toplumun provokasyonun farkında oluşudur. Bu bilinç pek çok halk kesiminde oluştu.

   İkinci avantajımız Anayasa Mahkemesi’nin kapatma davası ile yargı darbesi yapanları toplum onaylamıyor. Avrupa onaylamıyor. Sadece kapatma davası ve onun arkasından oluşacak kaosta darbe yaptırmak isteyenler ümitleniyor.

   Toplumun çoğunluğu askeri darbeye karşı nefret derecesinde tepki beslerken darbe mümkün değildi. Büyük organizasyonlarla yapılan cumhuriyet mitingleri bunun için tutmadı.

   Üçüncüsü meşrutiyet dönemindeki gibi iktidar istibdat yanlısı değil.

          Dördüncüsü bugün toplum kanaat önderleri batı tipi laikliğe ve demokrasiye inanmış durumdadır. Meşrutiyet döneminde sadece Mehmet Akif ve Said Nursi  ‘Meşrutiyet-i Meşrua’yı  savunuyordu ve diğer alimler din adına istibdatı savunuluyorlardı.Bugün din uleması anlamlı şekilde özgürlük, çoğulculuk, katılımcılık paralelindeki fikirlerden yanadır.

   Bugün liderler daha dikkatli, siyasi iktidar özgürlükçü, askeriye silah ve siyaset ayrımının farkında. Din adamları demokrasiyi savunuyorlar. Geriye ulusalcılar kalıyor. Onlarında ipliğini Ergenekon pazara çıkardı.

   Kaos oluşmayacağına inanıyorum. Gerçek cumhuriyetin ayak seslerini duyuyoruz. Kimse bulanık suda balık avlamaya kalkmasın!


Son Düzenlenme Çarşamba, 30 Nisan 2008 12:12
Prof.Dr. Nevzat Tarhan

Yönetim Kurulu Başkanı

www.nevzattarhan.com | Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...