ABD-İSRAİL (ŞEYTAN) EKSENİNDE YAŞANANLAR VE YAPILMASI GEREKENLER!
Bir Sabah kalktık. 31 Mayıs 2010 günü… İki kanlı olay, şehidler… Olayların biri Gazze’ye yardım gemisinde, diğeri İskenderun’da. İç Güvenlikle ilgili hiçbir sorumluluğu olmayan bir Deniz İkmal birliğine ağır silahlarla saldırılıyor. İsrail Barbarlığı malum aslında ama 80 mil açıkta da bir saldırı beklenmiyordu açıkçası.
Uluslararası hukuk açısından bir değerlendirme;
Uluslararası karasular nereden başlar? Bir ülke kıyılarından itibaren 12 mile kadar kara sularını uzatabilir. [1] Dolayısı ile İsrail uluslar arası sularda saldırmıştır. Bu bir savaş ilanıdır aslıda. Ayrıca geminin yol güzergahı İsrail karasularından geçmemektedir. Bölgeyi incelerseniz Mısır karasularından geçerek Gazze’ye girecekti bu sevgi gemileri. Ayrıca Gazze ablukası da yasal bir abluka değildir.
Olaylar nasıl gelişti?
Tüm islam Ülkelerinde halklar İsrail’in uygulamalarından rahatsızdır. Hükümetlerine değişik yollarla baskı yapmaktadırlar ki İHH Vakfı’nın yardım organizasyonu hükümetin sahiplendiği bir iş değildir. Türkiye’de de benzeri yaşanmıştır. Gemiler tamamen STK’nın organizasyonu ile satın alınmış, yardımlar toplanmış ve yola çıkartılmıştır. İsrail gözdağı verme anlamında beyanlar vermiştir. Ama başta İHH Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım olmak üzere yürekli insanlar davalarından vazgeçmemişlerdir. Sonucunda da hükümetler harekete geçmek zorunda kalmıştır.
Baskının Sonuçları;
Baskının en önemli sonucu, İsrail barbarlığı tekrar etmiş ancak bu kez dünya kamuoyu olaya karşı duyarsız kalmamıştır. Başta sokaklarda olmak üzere, BM nezdinde İsrail uyarılmıştır.
Şehit verilmiştir. Kayıplar vardır.
İsrail’in komandoları sivillere karşı saldırıda bulunmuş, ellerinden silahları alınıp, silahları denize atılmıştır. O kaba ordu komik duruma düşürülmüştür.
İş birlikçi Mısır Hükümeti Refah kapısını açmak zorunda kalmıştır. Böylece abluka da delinmiştir.
Türkiye, Mısır, S. Arabistan, Pakistan, Ürdün gibi ABD’nin mihverinde olan İslam Ülkelerinin de söz söyleme için somut gerekçeleri oluşmuştur. Tabii hükümetleri bu kozu kullanabilirlerse.
İslam Dünyasında birlik olunabileceğinin de ayak sesidir bu olay.
Türkiye’de iktidar-muhalefet ilk kez TBMM’de ortak bir siyasi kararlılık ortaya konmuştur. İsrail hep birlikte uyarılmıştır. Bu destek medyada Başbakan desteklendi olarak sunulmuştur. Bu da yanlıştır. Milletin kararlılığı ortaya konmuştur. Böyle yansıtılması fitneye sebep olabilir.
Milletimiz de Meclisimiz gibi tek yürek olmuştur.
Özetle, şehidlerimizin vesile olduğu rahmet tecelli etmektedir ki gemilerdeki yardım malzemeleri sahiplerine verilene kadar STK aynı hassasiyette mücadele etmelidirler.
Yapılması gerekenler;
En başta yardımlar acilen sahiplerine ulaştırılmalıdır.
Mağdurların mağduriyeti için uluslar arası mahkemeler nezdinde gerekenler yapılmalı, geride kalanlar şehid aileleri gibi devletçe de himaye edilmelidir.
İsrail’le ilgili soruşturma başlatıp sorumlularının adaletin önüne çıkartılması için mücadele başlatılmalıdır.
İsrail’le yapılan tüm askeri anlaşmalar iptal edilmelidir. İhaleler iptal edilmelidir. Türkiye’deki radar üsleri vb. tesisleri derhal ülkeden çıkartılmalıdır.
Kara/deniz/hava sahalarımızın askeri maksatlı kullanımı yasaklanmalıdır.
İsrail-PKK-K. Irak bölgesel yönetimi ilişkileri mercek altına alınmalı, olabilecek, çıkartabilecekleri olaylara karşı uyanık olunmalıdır. Özellikle Psikolojik Harp faaliyetlerine karşı dikkatli olunmalıdır. Bu olaylardan iki hapta önce bu konuda bir yazı ile kamuoyunu uyarmıştım. Şöyle demiştim bu yazımda. “ABD-İsrail Destekli Psikolojik saldırılara ve yer altı faaliyetlerine dikkat! ABD, hükümetin Rusya ile yaptığı son anlaşmalara karşı mutlaka hükümet aleyhinde yer altı ve psikolojik harp faaliyetleri ile tedbir alma yönüne gidecektir. Apo’nun “-31 Mayıs’a kadar zaman veriyorum!” küstahlığını, PKK-Ergenekon İlişkisi itirafları ile birleştirirseniz ciddi mesajlar içermektedir. Konuya bir de 28 Şubat post-modern darbesinin olmasını sağlayan, TSK içindeki “-TSK, -ordu- peygamber ocağı değildir!” diyen menfi cephe ve mahfillerin de sinsice pusuda beklemesi de dikkate alınırsa Milli Cephe çok dikkatli olmalıdır.” [2]
Bu ikazımı yeniliyorum. Çünkü bu milleti sadece tefrika (ayrımcılık/bölücülük) yıkabilir.
Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,.
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez. [3]
BDP Mardin Milletvekili Emine Ayna İskenderun’daki baskından sonra özetle diyor ki: “Olaylar ülkenin her yanına yayılabilir.” [4] Dikkat buyurun lütfen! Kimin kime maşalık yaptığını anlayınız değerli okurlar…
Bir kısım dar ve küçük düşünceli sığ adamlar diyorlar ki; Gazze’de ne işimiz var? Düşünün “-Siz hiç düşmanı, derdi olmayan büyük ülke/aile/insan gördünüz mü?” Büyük olmanın, etkin, güçlü ve Lider ülke/millet olmanın bedelini ödeyeceksiniz. Bu bazen kandır, bazen maldır, bazen de gözyaşı. Unutmayın ki mücadelesiz, emeksiz, davasız ve dertsiz zafer olmaz. Bu tarz mülahazalar hödük, korkak ve dar düşüncenin hatta bizim bölgede etkinleşmemizi, “Başat ve Merkez Ülke” olmamızı istemeyen emperyalist dünyanın dayatma ve zorlaması ile ya da menfaat karşılığı borazanlık yapanların işidir.
Tabii Bediuzzaman Hz. diyor. “Medenilere galebe çalmak icbar (zorlama) ile olmaz, ikna iledir.” Doğrudur. Bunun en iyi yollarından biri de STK aracılığı ile zorlamadır. Müslüman Türk Milleti İslam Âlemindeki kardeşleri başta olmak üzere ferasetini bu olaydaki duruşu ile tüm dünyaya da göstermiştir. Bu yönü ile de her türlü iltifata layıktır.
Halil MERT
(E) Topçu Yarbay
Strateji Uluslararası İlişkiler ve Yönetim Uzmanı www.halilmert.com.tr
www.halilmert.org

