TANRIYI OYNAYANLAR
Aydın Doğan’a Bursa’da bir söyleşide "Emin Çölaşan ile neden yollarınızı ayırdınız?" sorusunu yöneltmişler. Verdiği cevapta benim en çok ilgimi çeken bölüm şurası oldu -"Kendisini tanrı olarak görüyor, ben dokunulmazım diyordu”
Evet, biz bunu biliyoruz.
İsimleri lazım değil, ancak bir zamanlar medyada kendisini tanrı gibi gören veya tanrıyı oynayan pek çok yazar vardı.
Hala da var.
Ancak şu son hadiselerde onlar biraz gölgede kaldı.
Az gelişmiş demokrasi mi diyeceksiniz, yoksa şark zihniyeti mi bilemem ama ne yazık ki;
Ülkemizde tanrıcılığa soyunan ya da tanrıyı oynayan veya kendini tanrı zanneden o kadar çok kimse var ki.
Zaman zaman değişik meslek gruplarından nüksediyor bu hastalık.
Bir bakıyorsunuz, üst düzey askerler arasında yayılmış, darbe planları yaptırmış bu hastalık.
Bir bakıyorsunuz baro’nun biri ya da avukatın…
Sonra bazı kurullara yansıdığını görüyorsunuz. Bir savcı, bir yargıç tanrıyı oynamaya kalkıveriyor…
Bir zamanlar da medya patronları tanrıyı oynarlardı.
Onlar başbakanları malikânelerinde pijamalarıyla karşılar/uğurlarlardı.
Hükümet kurar, hükümet devirirlerdi.
Evet, patronunun ağzından gazetesinin köşe yazarı bu şekilde tavsif edilince hatıralarımız canlandı birden bire.
Bunların özellikleri;
Kendilerini sahip diğerlerini güdülecek koyunlar görmeleridir.
Memleketin hâkimi bunlardır!
Bunların izni, onayı olmadan kimse gelip, iktidara soyunamaz.
Ayrıca patronun söylediği gibi bunlar kendilerini dokunulamaz olarak görürler. İstedikleri gibi yazar, çizer, icraat yaparlar.
Kanunlar bunlar için değildir.
Layus’el denilmektedir bunlara. Yani sorgulanamazlar.
Aslında çok fazla bir şey söylemeye de gerek yok.
Biz de biliyoruz onlar da biliyor kendilerini.
Konu bu değil.
Asıl konu bence, bu şekilde tanrıyı oynamayı ne zamana kadar sürdürebilecek bu psikopat tipler…
Ya da biz ne zamana kadar izin vereceğiz!
07.04.2010
Gürcan ONAT

