Geleceğe Yatırım Yapıyor musunuz?
Yeni Anayasa ile ilgili görüşlerinizi bildirdiniz mi?
Aşağıdaki sırayı takip ederek firik ve görüşlerinizi mutlaka Komisyona bildiriniz.
Yeni Anayasa ile İlgili Görüşler Nasıl İletilir?
- https://yenianayasa.tbmm.gov.tr/gorusgonder.aspx sitesine giriniz.
- TC. kimlik numaranızı yazarak sorgula butonuna basınız.
- Kimlik ve diğer bilgileri yazarak kaydediniz.
- Aşağıdaki metinlerin başındaki ANAYASA MADDESİni seçiniz.
- Aşağıdaki maddelerin her birini ayrı ayrı kopyalayarak maddeleri seçmek suretiyle GÖRÜŞÜNÜZ bölümüne yapıştırınız ve görüşünü gönder butonuna basınız.
Bizim ve bizden sonraki nesillerin daha güzel bir şekilde yönetilmesi için görevinizi yerine getirmenizden dolayı sizlere teşekkür ederiz.
ASDER
NASIL BİR ANAYASA
Yeni Anayasa:
- Temel insan hak ve özgürlüklerini korumalı,İç barışı sağlamalı,
- Adaleti temin ve hukukun üstünlüğü ilkesini tesis etmeli,
- Milli İradeyi hakim kılmalı ve istikrarı muhafaza etmeli,
- Çağdaş ve ileri bir yönetim sistemi oluşturmalı,
- Dış dünya ile yakın ve devamlı iletişim kurma imkanı vermelidir.
(1) ANAYASADA RESMİ İDEOLOJİ OLMAMALIDIR
Anayasa devletle toplum arasında değil, toplumun birlikte yaşamasını sağlayan kendi arasında yaptığı bir sözleşme olmalıdır. Her hangi bir kişinin toplumun geneliyle hiç bir benzerliği olmasa da, Anayasal haklar onu bu devletin vatandaşı olmayı kabullenmesini sağlamalıdır. Farklılıklara aynı mesafede bir devlet çatısı oluşturmalıdır. Resmi bir ideoloji vaaz etmesi, bir fikri, bir düşünceyi benimseyip diğerlerini ötekileştirmesi, daha açık ifade ile hasım sayması; anlaşmayı, uyuşmayı, eşitlik ilkesini, adalet duygusunu baltalar; farklı olanları tehlikeli, zararlı ve tehdit olarak görür. Farklı olanları, devletten, kamusal alandan, devlet hizmetlerinden soyutlar.
Yakın tarihimizde, Atatürkçülük ve Kemalizm adı altında, seküler-sol-kavmiyetçi görüş resmi ideoloji olarak benimsenmiş; bu ideoloji dışındakiler bölücü ve yıkıcı akım mensupları olarak, aşırı solcu, ırkçı, aşırı sağcı, irticacı, kürtçü, ermenici vb olarak devletin güvenlik belgelerinde tasnife tutulmuş; iç tehdit olarak görülmüş, kamu görevlerinden tasfiye edilmiş, güvenlik güçlerine hedef olarak gösterilmiş, dışlanmıştır. Farklı ideolojiler peşinen suçlu ilan edilmiştir. Resmi ideolojinin mensubu olmamak, suçlu sayılmak için yeterli görülmüştür.
Resmi ideoloji, önce kamu görevlilerini bölmüş, benimsemeyenler tasfiye edilmiş; Kamuda ideoloji birliği sağlandıktan sonra da toplum bölünmüş ve düşman kamplara ayrılmıştır.
Devlet hiç bir ideolojiye taraf olamaz, temel insan hak ve özgürlüklerinin savunucu ve koruyucusudur. Hukuk, adalet, hak, eşitlik, özgürlük ve iç barış taraftarı olmalıdır.
(2) DEĞİŞMEZ MADDELER BULUNMAMALIDIR
Değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez hükümler bulunması, Millete ve gelecek nesillere güvensizliği ifade eder. Ancak darbeci bir zihniyetin koruma içgüdüsünün mahsülü olabilir. Anayasa, dayatılan değil üzerinde milletin konsessüs sağladığı bir anlaşma metni olmalıdır.
1982 Anayasasının ilk üç maddesi ile 174. maddesindeki İnkılap Kanunları, değiştirilemez maddeler olarak dördüncü maddede hükme bağlanmıştır. İlk üç maddede belirtilen husuların değiştirilmesi kimsenin aklına bile gelmeyebilir, böyle bir istek de olmayabilir. Ama bu gün uygun görülen bu hükümler yerine, bir zaman sonra toplum yeni ihtiyaçlar duyar ve yeni düzenlemelerle daha güzel hedeflere yöneleceğini düşününebilir. Bu maddeyi koyanlar da toplumun arasından ayrılmış olabilir. Bu maddeler günün şartlarına uygun hale getirilemeyecek midir? Değiştirmek isteyenler çıkarsa, istemeyenlerle çatışmalı mıdır? Toplum istedikten sonra her madde ve anayasal kural değiştirilebilmelidir.
ı. LAİKLİK İLKESİ ANAYASADA YER ALMAMALIDIR (3)
Laiklik ilkesi; bu ilke anayasında bulunan üç devletten biri olarak, Ülkemizin 1924 Anayasasına 1937 yılında girmiş; bu gün 200'e yakın ülkeden sadece 21 'inin anayasasında bulunan; ama bizdeki uygulaması hiç bir ülkenin uygulamasına ve anayasaya koyma amacına benzemeyen, Ülkemizin dindarları başında demoklesin kılıcı gibi sallanan bir Anayasal kuraldır.
Kimine göre din özgürlüğü, kimine göre din ile devlet işlerini birbirine karıştırmama kuralı, kimine göre inançların dışa vurulmamasının adı, kimine göre dinsizlik (lâdîni), kimine göre de din düşmanlığıdır. Sonuçta kasıtlı olarak tanımı yapılmamış ve islamî inancı toplum vicdanlarından söküp almak amacıyla, Anayasadaki “Dini İslâm” yerine getirilmiş yabancı bir kavramdır.
Yani, Anayasaya girdiği tarihten itibaren devletin resmi dini olmuştur. Bu dini (laikliği) benimsemeyen, inancını gönlüne bastıramıyorsa devlette tutunamamış, vatandaş ise devlet kapısına yaklaştırılmamıştır.
Temel insan haklarına aykırı, anti demokratik bir kuraldır. Yeni anayasada yer almamalıdır. Bütün inançlar, devletin korumasında olmalıdır. İnançlar anayasa ve yasalarla korunmalı, müdahaleler yasalarla engellenmelidir.
%99'u Müslüman olan ülkemizde yeni yapılacak Anayasanın Hiçbir maddesi ve hükmü, Kur'an-ı Kerim'in hiç bir ayetine ters olmamalıdır. Bu hususun temini için, Meclis Yeni Anayasa Komisyonunun çalışmalarına, Diyanet İşleri Başkanlığından bir heyet de hazır bulunmalıdır.
i. RESMİ DİL TÜRKÇE OLMALI , ANA DİLDE EĞİTİM İMKANI SAĞLANMALIDIR (2)
Dil, millet olmanın birleştirci değerlerinden biri olmakla beraber, farklı etnik grupların da devletin eşit hak sahibi vatandaşları olabilmeleri için kültürünü ve dilini kullanıp yaşatma imkanı sağlanmalıdır. Herkese dilediği dili konuşma ve kullanma özgürlüğü tanınmalıdır. Etnik grupların dilini konuşma, geliştirme ve kendi dilinde eğitim yapma özgürlüğü, anayasa ile koruma altına alınmalıdır.
Ama devletin kurumlarında ve uluslaraarası ilişkilerde resmi dil Türkçe olmalıdır.
ii. TEMEL İNSAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ KISITLANMAMALIDIR (10)
1982 Anayasası, bir taraftan temel hak ve özgürlükleri ifade ederken, akabinde Devletin güvenliği için kıstlamalarını saymaktadır.
İnsanın doğuştan gelen negatif hak ve özgürlükleri olarak sayılan hayat hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, fikir ve düşünce özgürlüğü, mal edinme özgürlüğü, ahlakı ve neslin korunması anayasal güvence altına alınmalıdır. Kısıtlanmamalıdır. Bu özgürlüklere vaki olabilecek tecavüzler yasalarla yasaklanmalıdır.
İnsanın sosyal ve ekonomik haklarından olan eğitim-öğretim, sağlık, meslek edinme, eğlenme, dinlenme, seyahat etme, çalışma ve iş kurma özgürlüğü de pozitif hak ve özgürlükleridir. Bu hak ve özgürlükler, sivil toplum ve cemiyet hayatı içinde geliştirilecek haklardır. Anayasada bu özgürlüklerin kullanılabilmesi için sivil toplumun örgütlenmesi imkanı sağlanmalı ve sivil toplum kuruluşları teşvik edilmelidir. Bu özgürlük alanı da kısıtlamasız koruma altına alınmalıdır.
İnsanın aktif hak ve özgürlükleri de siyasi hak ve özgürlüklerini ifade etmektedir. Bu tasnifte geçen seçme, seçilme, parti ve dernek kurma, parti ve derneklere üye olma hakları, kişilerin yönetime katılma ve yönetimde söz sahibi olma imkanı verdiğinde, bu hakkı kullanması teşvik edilmeli ve kolaylaştırılmalıdır.
Anayasa, devlet hizmetlerinin merkezine, insana hizmeti koymalıdır. İnsanı yaşatıp koruyup geliştirmeyi esas almalı, tecavüzlerin cezalandırılması için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
iii. İDAM CEZASI KONULMALIDIR (10)
Yaşama hakkı kişinin temel hakkıdır. Bu hakkı koruma altına alabilmek için, tasarlayarak bir hayata kast etmek isteyeni caydıracak bir cezası olmalıdır. İnancımız, cezanın etkili olması suç sayılan fiillerin işlenmesini önleyeceği , etkili olmaması da kişileri suça teşvik edeceği istikametindedir. Başka fiiller için konulmasa da taammüden insan öldüren kişilere ölüm cezası verilebilmelidir.
iv. VATANDAŞIN ANAYASAL SIFATI OLMAMALIDIR (5)
Anayasamızda, kavmiyetçiliği çağrıştırılacak ve milletimiz arasında etnik rekabete sebep olacak terim ve sözler bulunmamalıdır. Anayasamız, azınlık grupların söylemlerine takılıp kalmamalıdır. Bütün vatandaşlarımıza ve etnik kimliklerine eşit mesafede bulunmalıdır. Kimseye faydası olmayacak inatlaşma ve etnik üstünlük yarışına sebep olacak ifadelerden sakınılmalıdır.
“Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeden Türk denir.” YERİNE ; Anayasada, “ Vatandaşlık temel bir haktır. Kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak bu statüyü kazanan herkes Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıdır.” ifadesi yer almalıdır.
v. BAŞKANLIK SİSTEMİ OLMALIDIR (12.2.1)
Yeni Cumhurbaşkanımız halk oyu ile seçilecektir. Halk oyu ile seçilmiş ama sorumsuz bir Cumhurbaşkanı, Meclis tarafından iş başına getirilmiş ama bütün yürütmeden sorumlu bir başbakan, işlerin çıkmaza girmesi için olabilecek en etkili formül olabilir. Cumhurbaşkanı her halükarda %50 'nin üzerinde bir oy ile seçilecektir. Ama Başbakanın içinden çıktığı partin genellikte halktan % 50 oy alamayabilir. Hele koalisyon zorunlu ise, bu oran daha aşağıya inecektir. Hangisi halkın güvenine daha çok layıktır meselesi her zaman zihinleri kurcalayan ve kurcalanan bir mesele olacaktır. Mevcut durum, ülkeyi iki başlı bir yönetime götürür.
Diğer taraftan, parlamenter demokraside, yani başbakanın parlamento tarafında seçilmesi, Meclisin hükümet üzerindeki denetim rolünü zayıflatmaktadır. Seçim sistemimiz de dikkate alındığında, Başbakanın partisi üzerindeki otoritesi nedeni ile TBMM, Başbakan talimatı ile kanun çıkaran bir mekanizmadan öteye gidememektedir. Böyle olunca, yani Parlamento Hükümetin ve Başbakanın gölgesinde kalınca, başka güçler ve yargı, zaman zaman her iki gücü de etkisi altına alabilmektedir.
Kuvvetler ayrılığı prensibinin daha etkili olması, yürütmenin günün şartlarına uygun şekilde süratli icraat yapma imkanına sahip olması, iki başlılığın ortadan kaldırılması, TBMM 'nin yürütmeyi daha etkili bir şekilde denetleme imkanına sahip olması, dış dünya ile iletişimin daha etkili yapılabilmesi, Başkan üstünde vesayetin mümkün olmaması açısından; Türkiye Başkanlık sistemi ile yönetilmelidir.
vi. YÖNETİM ŞEKLİ, BÖLGELİ ÜNİTER DEVLET VE İDARİ ÖZERKLİK İLKELERİNE GÖRE DÜZENLENMELİDİR (12)
Ferdi faaliyetlerin bile küresel ölçeklere göre ayarlandığı bir çağda, Ülke sorunları sadece sınırların içerisi düşünülerek çözülemez. Devletin bütün fonksiyonları da dış dünya ve küresel gelişmeler dikkate alınarak yerine getirilmesi gerekir. Her Bakanlık asli faaliyet alanlarında dış dengeleri düşünmelidir. Eğitim, ekonomi, savunma, ulaştırma, adalet, ticaret, sanayi, gümrük ve aklımıza gelen her faaliyet, hem dış dünyaya hem de ülke sathına hitap ederek, ulusal güvenlik ve refah sağlanabilir.
Böyle olunca, merkezden yönetim, yani devletin asli bütün faaliyet alanlarını teşkil eden Bakanlıklar, sevk ve idare prensipleri bakımından, hem dış dünyayı takip edip, zamanında uygun politikalar geliştirmek, hem de ülkenin en ücra köşesindeki kendileri ile ilgili faaliyetleri aksaksız yürütebilmek imkanına sahip olamazlar. O zaman , merkezin bir kısım yetkileri mahalli idarelere terkedilmelidir. Bu yapılırken de üniter yapı bozulmamalıdır.
Merkezi idare, yasama, yargı, iç güvenlik, dışa karşı savunma ve dış politika ile ilgili yetki ve sorumlulukları merkezi yönetimde tutarak, merkezi yönetimin dikkatini bu faaliyet alanları ve dış ilişkilere tahsis ederse, yürütmeyi de, denetimi için uygun tedbirleri aldığı mahalli idareler ile bölüşerek, özellikle bütçe yapma gelir ve giderinin kontrolünü seçilmiş mahalli organ ve makamlarca yapılmasını sağlarsa, hem üniter yapıyı muhafaza, hem de global ölçekte ve çağdaş bir yönetim ile ülkesinin güvenliğini ve milletinin refahını daha ekonomik, daha süratli ve daha kaliteli olarak sağlayabilir.
Her makam kendine bağlı en fazla 10 unsuru sevk ve idare edbilir. Bu düşünülerek, Bölgesel yönetimler oluşturulmalıdır. Bu bölgesel yönetimlere de iller bağlanmalıdır. Yedi coğrafi bölgenin sınırları Bölgesel Yönetimlerin de sınrları olmalıdır. Etnik bölünme korkusu, etkin yönetim teşkilatlanmasına engel olmamalıdır. Adil yönetim, bölünmeyi değil, yeni katılımları sağlar. Korkularımızı atmalıyız. İdari özerklik ve bölgesel idarelerin, üniter yapıyı güçlendirici etki yapacağına kesin gözü ile bakılmalıdır.
Anayasada Ülkemizin yönetim biçimi; Üniter, Bölgeli Devlet ilkesine uygun İdari yerinden yönetim modeli ile; Yasama ve Yargı yetkisi merkezi yönetimde, Yürütme yetkisinin bir kısmı bölge idarelerine, Bölge idareleri de kendi yürütme yetkisinin bir kısmını alt kademedeki mahahalli idarelere aktarmış olarak, Merkezi Hükümetin bu yetkilerde arttırma ve eksiltme yetisi ile bölge ve alt mahalli idareleri denetleme yetkisini elinde bulundurduğu bir sistem olmalıdır.
a) MİLLİ İRADENİN BÜTÜN DEVLET KURUMLARI ÜZERİNDE OTORİTE KURMASI SAĞLANMALIDIR (12.1)
Milli iradenin tecelliğahı, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Meclis, yani yasama organı yürütmeyi denetleyebilmeli; Yürütme Organı, bütün devlet kurumları üzerinde otorite sağlayabilmeli; Yargı da bağımsız ve tarafsız olmalı, ama yasama ve yürütmeye müdahale edememelidir. Millet Vekilleri, mevcut seçim sistemi içerisinde , parti üst organlarının ve liderin kontrolünde olduğundan yasamanın yürütme üzerindeki etkin denetimi mümkün olamamaktadır. İki Meclisli Başkanlık sistemi, bağımsız ve güçlü parlamento demektir. Milletin seçtiklerinin her kuruma hakim olmasını istiyorsak, Anayasada Başkanlık sistemi oluşturulmalıdır.
Partiler demokrasinin vaz geçilmez organlarıdır. Meclis gücünü partilerden, partiler de gücünü sahip oldukları oy potansiyelinden alırlar. Parlamenter demokraside, Meclisin çıkardığı hükümetler, yürütmenin bütün organlarına hakim olabilmesi için mecliste çoğunluğa sahip olmalıdır. Koalisyon yapmak mecburiyetinde olan bir oy dağılımdan çıkacak hükümetler, zayıf hükümetlerdir. Devletin Kurumları üzerinde yeterli otorite tesis etmesi zordur. Bu nedenle, temsilde adaletten feragat edip, yönetimde istikrar sağlayacak şekilde seçim barajları yükseltilmeli, iki Partili, iki meclisli Başkanlık sistemi oluşturulmalıdır.
Yüretmeye bağlı Kurumlar, kontrol edilemez şekle girmemeleri için, gerekli kontrol ve denetim imkanı, Anayasa ile hükümetlere verilmelidir.
b) SİVİL DİKDATÖRLÜĞÜN YOLU KAPATILMALIDIR (12)
Kuvvetler ayrılığı prensibinin en güçlü şekilde uygulandığı başkanlık sitemi, bağımsız ve etkin parlamento gücü nedeniyle, sivil ve askeri diktatörlüğe, darbe ve müdahalelere fırsat vermez. Bu nedenle, Anayasa ile Başkanlık sistemi getirilmelidir.
c) SİYASETİN ÜZERİNDE YARGI VESAYETİ OLMAMALIDIR (12)
Yargının yasama ve yürütme üzerindeki baskısına engel olmak ve Devletin tepesinde çatışmanın önlenmesi; /Yasama, yürütme ve yargı organları arasındaki problemlerde karar merciinin, milletin oyları ile gelmiş TBMM'ne bırakılması; hem milletin huzur ve güveni, hem de ülkenin istikrarı için zaruri olduğundan, Anayasa Mahkemesinin, Cumhurbaşkanı dahil yürütme ve yasama organları ile siyasi partilere ait, kararlarının onay mercii ,TBMM'i olmalıdır. /Siyasî birer makam olan Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanları ile Yargıtay Başsavcısının seçimi de TBMM tarafından yapılmalıdır.
Yargıtay Başsavcısının iddianameleri de TBMM'nin onayından sonra Anayasa Mahkemesine gönderilmelidir.
Yetkilerin TBMM'de toplanmasının, yargı organlarına siyasetin hakim olacağı istikametinde bir endişe hasıl olursa; milletin değerlerine ters ideolojiler hakim olacağına, milletin iradesinin hakim olmasının daha iyi olduğu düşünülerek endişeler giderilebilir.
d) YÖK KALMALI, ÜNİVERSİTELERDE BİLİMSEL ÖZERKLİK SAĞLANMALIDIR. (16)
Yönetim kadrolarında ve öğretim görevlerinde bulunan elemanların hakkında soruşturma açtırma ve gerektiğinde görevden alma yetkisi ile YÖK Başkanının Rektörlerin seçim, atama ve görevden alma yetkisi TBMM'e verilmelidir.
Üniversitelerin bilimsel özerkliğinin tesisi için ilave tedbirler Anayasa ve ilgili Kanunlarında gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
e) ASKER SİYASETİN ÜZERİNDE VESAYET KURAMAMALIDIR (12)
Yeni Anayasa arayışlarının merkezindeki sebep; son 50 yılımıza askeri darbelerin ve başta siyaset olmak üzere devletin kurumları üzerinde asker vesayetinin kurulmuş olması ile, son iki Anayasanın darbeci askerler tarafından yapılmış olmasıdır. Bu nedenle, birinci bölümde üzerinde durduğumuz, darbelerin ve askeri vesayet sisteminin dayanaklarının Anayasamızdan ve yürülükteki mevzuattan çıkarılması hususu, yeni anayasanın hazırlanmasında önemli bir saik olmalıdır. Yeni Anayasa, darbelere dayanak yapılan yasal mevzuatı, ideolojik kadrolaşmaya imkan veren yasal mevzuatı ve istikrarı bozan yasal mevzuatı ortadan kaldırmalıdır. Millet bu hususta kararlıdır. TBMM de aynı kararlılığı göstermelidir. Müteakip fıkralarda belirtilenler prensipler ışığında, Anayasa ve yasalarda gerekli düzenlemeler yapıldığı takdirde, yükselme ve ilerleme yolunda, Devletimizin önündeki engeller azalacağı gibi Silahlı kuvvetlerimizin de daha güçlü olacağı kuşkusuzdur.
1) MİLLİ GÜVENLİK KURULU KALDIRILMALIDIR (17)
Darbelerin ve dayatmaların merkezinde bulunun askerin, Cumhurbaşkanı Başkanlığında toplanan MGK'nun içinde Genelkurmay Başkanından başka üç Kuvvet Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı ile temsil edilmesi, siyasete müdahele için Silahlı Kuvvetlere ayrı bir siyasî güç vermektedir.
Başbakan başkanlığında, askeri ve güvenlik konularının görüşülmesine imkan veren zaten Yüksek Askeri Şura bulunmaktadır. Amaç, Silahlı Kuvvetlerin harbe hazırlık durumu ve dış tehditlere karşı alınacak tedbirler ise, bu meseleler zaten Yüksek Askerî Şûranın görevleri içindedir. MGK'nun sivil üyelerinden olan, Başbakan Yardımcıları, İçişleri, dışişleri, Adalet Bakanları da Şûra Üyelerinin arasına katılarak; Yüksek Askerî Şûra, MGK 'nın işlevini yapabilecek hale dönüştürülebilir.
MGK’u; Cumhurbaşkanı Başkanlığında “DEVLET ŞÛRASINA” dönüştürülmeli, üyeleri TBMM, Yüksek Yargı, Yürütme ve Bağımsız Kurumların temsilcilerinden oluşmalı, bu kurulda TSK’ni sadece Genelkurmay Başkanı temsil etmelidir. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kadrosu tamamen sivilleştirilmeli, “Devlet Şûrası Genel Sekreterliği” haline dönüştürülmelidir.
2) GENELKURMAY BAŞKANLIĞI MSB'LIĞINA BAĞLANMALI VE TSK YENİDEN YAPILANDIRILMALIDIR (22)
1982 Anayasası; Milli güvenliğin sağlanmasında ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar Kurulunu sorunlu tutmakta; Bakanlar kurulunca teklif edilip Cumhurbaşkanınca atanmasını vaaz ettiği Genelkurmay Başkanının görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceğini; bu görev ve yetkilerinden dolayı da Başbakana karşı sorumlu olduğunu; Silahlı Kuvvetlerin Komutanı olduğunu; savaşta ise başkomutanlık görevini Cumhurbaşkanı namına yerine getireceğini ifade etmektedir. (Md.117)
Darbecilerin seçerek koyduğu ifadelerle, Genelkurmay Başkanlığı, sanki özerk bir Komutanlık haline getirilmiş, elinde bulundurduğu silahlı güç, sahip olduğu anayasal ve yasal yetkilerle, Devletin tepesinden alt organlarına kadar otorite tesis ederek, vesayetçi bir sistemin oluşmasına ve dolayısıyla darbe ve müdahalelere zemin hazırlanmıştır.
Darbe tehdidi altında, çok başlı yönetim, ülkenin gelişip yükselmesinde engeller çıkarmıştır. Anayasal ve yasal Kurullara yapılan müdahaleler, siyasi istikrarın, arkasından ekonomik istikrarın bozulmasına, müteakiben de anarşi ve kaosun gelmesine, bu durumda fiili askeri müdahale ve darbelere sebep olmuştur.
Bu nedenle, Genelkurmay Başkanlığı siyasi otoritenin kontrolüne sokulmalı, teşkilat bağlantıları yeni anayasada yeniden düzenlenmeli; Silahlı Kuvvetlerin çağdaş gerekler ve Ülkemizin uluslararası etkinliğini arttıracak şekilde yeniden organize edilmelidir. Burada, barışta da, savaşta da, TSK 'nin sevk ve idaresinin, seçilmiş sivil irade tarafından yapılması sağlanmalıdır. Ülkemizde, Başkanlık siteminin ihdas edilmesinin, bu meselenin halline de demokratik bir çözüm olacağı değerlendirilmelidir.
Genelkurmay Başkanlığı, danışmanlık ve Kuvvetler arasında koordinasyonu sağlayacak yeterlikte küçültülerek Milli savunma Bakanlığına bağlanmalıdır.
Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Koımutanlıkları da direkt olarak Milli Savunma Bakanına bağlı olmalıdır.
Kara Kuvvetlerinde Ordu Karargahları kaldırılıp, Kolordular direkt Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlanmalıdır. Barış zamanındaki düşük düzeyli çatışmalar için, doğuda, batıda ve merkezde birer, yurt dışı ittifak görevleri için de bir kolordu bütün personeli ile profesyonel hale getirilmeli; Topyekün savaş için askerlik yapma yükümlülüğü devam ettirilmeli; süresi eğitim süresi kadar olmalı (6:9 ay), bütün sosyal tesisler (ordu evleri, askeri gazinolar, askeri kamplar, akerlik şubeleri, askeri mahkemeler) sivilleştirilerek, ordunun muharip unsurları güçlendirilmelidir.
Deniz ve Hava Kuvvet Komutanlıklarında; Donanma ve Taktik Hava Kuvvet Karargahları Taktik Komutanlık ve koordinasyon karargahlarına dönüştürülmeli, diğer muharip ve muharebe destek unsurları tamamen profesyonel hale getirilmelidir.
Subay, Astsubay ve Uzman personel yetiştiren okullar bir komutanlık halinde; Özel Kuvvetler Komutanlığı ile Topyekün Savaşta görev yapacak Seferberlik Tetkik Kurulları ve Gayri Nizami Kuvvetler de bir Komutanlık vasıtasıyla; elektronik harp ve askeri istibarat birlikleri de ayrı bir Komutanlık vasıtasıyla Milli Savunma Bakanlığına direkt olarak bağlanmalıdır.
3) TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN VAZİFESİ YENİDEN İFADE EDİLMELİDİR. (22)
Anayasal bir konu olmamakla beraber, TSK 'ne yasalarla verilen ve yorumlanarak çıkarılan görevler, Ülkeyi badirelere sürüklemiştir. Yeni Anayasanın paralelinde Silahlı Kuvvetlerimizin vazifesi de yeniden ifade edilmelidir.
Mevcut hali ile, “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi, Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.” bu madde; Silahlı kuvvetlerimizin dış güvenlikten ziyade iç güvenliğe yönelmesine, siyasete müdahale etmesine, siyasi iktidarları vesayet altına almasına ve rejim muhafızı gibi görev yapmasına neden olmuştur.
Vazife yaniden yazılırken; TSK rejim muhafızı olmaktan çıkarılmalı; İç güvenlik görevi TSK'nın sorumluluğundan alınmalı; TSK, Siyasetin dışına çıkarılmalı; Tamamen dış tehditlere karşı kullanılacak bir konuma ve güce getirilmeli; Barış zamanında, gerginlik döneminde ve savaş halindeki görevleri net olarak ifade edilmeli; Barış zamanında, kıtalararası ve denizaşırı mesafelere, ittifaklar çerçevesinde güç göndermeye imkan vermeli; Savunma konsepti değiştirilerek, yurt savunması sınır ötesinden başlatılmalı; Olağanüstü durumlarda, parlamento onayıyla, özel yetişmiş unsurlarının iç güvenliğe tahsis edilebilmesi için de bir açık kapı bırakılmalıdır.
Silahlı kuvvetlerimizin yeni vazifesi İç Hizmet Kanunun ilgili maddesinde aşağıdaki şekilde ifade edilmelidir.
- Milli hedeflere ulaşmak için tespit edilen milli politikaları desteklemek,
- Yurdumuza karşı, sınır ötesinden gelebilecek silahlı tecavüzleri caydırmak,
- Tecavüzü, vaki olmadan önce sınır ötesinde önlemek,
- Vaki olduğu halde de yurdumuzu topyekûn savunma esasına göre savunmak,
- Kolluk Kuvvetlerinin yeterli olamayacağı olağanüstü durumlarda, iç güvenlikte kullanılmak üzere, TBMM'nin kararı ile, kolluk kuvvetlerini uygun unsurlarla takviye etmekle görevlendirilmelidir.
4) İÇ GÜVENLİK İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA, DIŞA KARŞI SAVUNMA DA MSB'LIĞINA VERİLMELİDİR. (22)
İç güvenlik ve terörle mücadele görevi TSK 'inden alınıp İçişleri Bakanlığına verilmelidir.
İçişleri Bakanlığına bağlı, güvenlik güçleri, görev ve yetkileri bakımından iç hukuk kurallarına göre; Silahlı kuvvetler personeli ise, savaş hukuku kurallarına göre eğitilip yetiştirilmektedirler. Silahlı Kuvvetlerin iç güvenlikte yaygın olarak kullanılması, her ne suç işlerse işlesin, vatandaşımızı düşman algısıyla algıladığından, yoğun hak ihlalalarine sebep olunmaktadır.
Bu bakımdan Silahlı Kuvvetlerimize, sadece dışardan gelecek tehditlere karşı Yurdu savunma görevi verilmelidir. Terörle mücadelede de, terör örgütlerinin dış odak ve merkezlerinin bertaraf edilmesi görevi Silahlı Kuvvetlerimize verilmelidir. Bu görev için de en uygun birlik Özel Kuvvetler Komutanlığıdır.
5) JARDARMA GENEL KOMUTANLIĞININ GENELKURMAY İLE BAĞI KOPARILMALIDIR. (22)
İç Hizmet Kanununun birinci maddesi, Jandarmayı, TSK'nin içinde göstermektedir. 926 Sayılı TSK Personel Kanununun birinci maddesine göre Jandarma Genel Komutanlığı bünyesindeki subay ve astsubaylar da özlük hakları bakımından TSK mensubu sayılmaktadırlar. Jandarma subayları Kara Harp Okulunda yetiştirilmektedir. Jandarma Genel Komutanları Kara Kuvvetlerine mensup Orgeneraller arasından görevlendirilmektedir. Bir üst rütbeye terfi edecek Jandarma Generalleri ile general olacak Jandarma Subaylarının durumları İç İşleri Bakanının bulunmadığı YAŞ'da belirlenmektedir. Jandarma Genel Komutanlığının profesyonel personeli dışındaki yükümlü yedek subay, erbaş ve erlerinin, yoklama ve askere sevkleri de Milli Savunma Bakanlığınca yapılmaktadır.
Ama hizmet bakımından Jandarma Genel Komutanlığı, İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk kuvvetidir. Jandarma Genel Komutanlığı personeli, İçişleri bakanlığından fazla, Genelkurmay Başkanlığına bağlı durumdadır. Bu iki başlılık, Genelkurmay Başkanlığının etki alanını genişletmektedir. Milli İradenin TSK dahil Anayasal tüm kurumlara hakim olabilmesi için, en önemli tedbir; dış güvenliğin TSK'ne, iç güvenliğin de İçişleri Bakanlığına verilmesidir. Bu durumda Jandarmanın Genelkurmay ile olan göbek bağının da kesilmesi gerekmektedir.
6) MİLLİ GÜVENLİK SİYASET BELGESİNDEN (MGSB) İÇ TEHDİT DEĞERLENDİRMELERİ KALDIRILMALIDIR (22)
1990' lı yıllardan itibaren hazırlanan MGSB 'lerindeki iç tehdit değerlendirmeleri, Devletin tepesinden tabanına kadar, bölünmeye ve cepheleşmelere sebep olmuştur. İç tehdit olarak gösterilen eğilimler, belgede kalması için değil, tedbir alınması için belgeye konulmaktadır. Bu belgeler hazırlandıktan sonra, iç tehditler ve bunlara karşı alınacak tedbirler, planlara sokularak, başta TSK olmak üzere, Kamu Kurumlarının en uç unsurlarına kadar yayımlanmış ve bu kurumlara iç tehditle aktif mücadele görevleri verilmiştir.
28 Şubatı planlayan zihniyet, zamanının MGSB'de İRTİCA, BÖLÜCÜLÜK VE AŞIRI SOL'u iç tehdit olarak gösterirken, AŞIRI SAĞ ve IRKÇILIĞI tehdit olarak göstermemiştir. Böylece, içinde irticai ve bölücü (kürtçü) unsur barındırmayan aşırı sağ ve ırkçılık Devletin RESMİ İDEOLOJİSİ olarak kabul edilmiştir. Yani resmi ideoloji (seküler, kavmiyetçi, devletçi, ılımlı sol yelpaze), TSK başta olmak üzere Devletin bütün gücü ile desteklenirken, tehdit kapsamına giren ideoloji yani, inanç ve etnik kimlik baskı altına alınmıştır.
Bu baskı ve ayrışma önce kamu personelinde başlamış, tehdit görülenler tasfiye edilinceye kadar cepheleşme olmuş; tasfiye tamamlanınca da Devlet Kurumlarında, Resmi İdeoloji kadrolaşmış; sonra da cuntacı organizasyonlar oluşturarak, toplumun tehdit olarak gösterilen ideoloji mensupları ile, hukuk dışı, gayri meşru mücadele yöntemleri uygulama gayreti içine girilmiş, Milletin Cephelere bölünmesine sebep olunmuştur.
Yine aynı dönemde, Resmi ideoloji, TBMM' de de hem kendisine taraftar ,hem de tehdit kapsamında gösterilen siyasi partileri bulmuştur. Özellikle, seçimle iktidara gelme ümidi olmayan partiler ya resmi ideolojiye sahip devlet kurumlarına arka çıkma gayreti içine girmiş, ya da terörün gölgesinde kalmıştır.
MGSB de dindarlık ve etnik kimlik iç tehdit olarak gösterildiği için; temel hak ve özgürlüklerin, hakkaniyetle kullanılması önündeki engellerin kaldırılmasında ; İç barışın sağlanması için, etnik kimliğe ve dini hayata sağlanması gereken serbestî dahi siyasi ayrışmaya sebep olmuş; sonucunda TBMM resmi ideoloji ve karşıtları şeklinde bölünmüştür.
Devlette kadrolaşmanın, Millette kutuplaşmanın ve darbelere dayanak yapılmasının önüne geçmenin en önemli şartı, MGSB' den iç tehdit değerlendirmesinin kaldırılmasıdır.
Bir fiil ceza kanunlarında suç kabul ediliyorsa, bu fiilleri işleyenler tasnif edilip devletin en üst güvenlik belgesinde tehdit olarak gösterilmese de, güvenlik güçleri, failleri tespit ederek yargıya teslim etmek durumundadır. Darbecilik iç tehdit olarak gösterilmediği halde, bu gün yargı önünde hesap verilebiliyorsa, ceza kanunlarında tanımlanan diğer suçların failleri de yargı önüne getirilebilir. İç barışın sağlanması için; ön yargı ile, suç olmayan fiillerinden dolayı Milleti kamplara ayırmaya sebep olacak iç tehdit değerlendirmelerinden vazgeçilmelidir.
7) YÜKSEK ASKERİ ŞURANIN YAPISI DEĞİŞTİRİLMELİ VE BÜTÜN KARARLARI YARGIYA AÇIK OLMALIDIR (16)
28 Şubat Sürecinde, ideolojik kadrolaşma mekanizması gibi görev yapan Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) Anayasal bir kuruluş değildir. Yetkisini 1612 sayılı Yüksek Askerî Şûranın Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunla, 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunundan; sorumsuzluğunu ise Anayasanın 125. Maddesinden almaktadır.
1982 Anayasasına, “YAŞ Kararları yargı denetimi dışındadır” hükmü konulmuştur. Bu hüküm konulmasından sonra, Şûrada Generalliğe yükseltilen albayların ve generallerin terfi işlemleri ile emeklilik işlemleri yargıya götürülemez olmuştur. Bu hüküm konmadan önce; 1953:1971 döneminde terfi ettirilmeme işleminin iptali istemi ile Danıştay'da MSB aleyhine bir Tabip Albay, bir Jandarma Albay ve bir Tümamiral dava açmış ve terfi ettirilmeme işleminin iptali kararı verilmiştir. 1971:1982 arasında, Danıştay bünyesindeki AYİM'de (AYİM Danıştaya bünyesine alınmıştı) YAŞ üyesi iki orgeneral atama işleminin iptali istemi ile dava açmış ve atama işlemleri iptal edilmiştir. Yine bu dönemde, terfi ettirilmeyen iki albay ile bir tümgeneral, terfi ettirilmeme işlemlerinin iptali ile ilgili açtıkları davalarda tesis edilen yanlış işlemler iptal edilmiştir. Yaklaşık 30 senede, yüzlerce terfi ve atama işleminden sadece dokuzunun dava açması ve kazanması YAŞ Kararlarının yargıya açık olduğu dönemlerde, liyakate daha fazla dikkat ettiği anlamına gelmektedir. Dava açan albaylardan birisinin, sicil notlarının toplama işleminin yanlış yapılmasından dolayı terfi edemediği gerçeği, bu işlemlerin yargıya açılmasının önemini anlatmaktadır.
926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 50 ve 94. maddelerine 29.07.1983 tarihinde yapılan bir ekleme ile “Disiplinsizlik ve ahlaki durumları nedeniyle” Silahlı kuvvetlerde kalması uygun görülmeyenlerin, YAŞ Kararı ile ayırma işleminin yapılabileceği hükmü konularak, bu tarihten sonraki re'sen emeklilik işlemleri de yargı denetiminden kaçırılmıştır.
12 Eylül 2010 Tarihinde yapılan Anayasa değişiklik referandumu ile, Anayasanın 125. Maddesinde değişiklik yapılarak, “disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle ayırma işlemleri” yargı denetime açılmıştır. Ancak general terfi, emeklilik ve atama işlemleri halen yargı denetimine kapalı bulunmaktadır.
Liyakatı öne çıkarmak için YAŞ Kararları tamamen yargı denetimine açılmalıdır. Silahlı Kuvvetleriden cezai yargı kararlarının gereği olmayan çıkarma işlemlerinin önü kapanmalıdır.
Genelkurmayın MSB'lığına bağlanması halinde, YAŞ, Savunma Şûrasına dönüştürülmeli; kaldırılması uygun olan MGK 'nun sivil üyeleri olan Başbakan Yardımcıları, İçişleri, Dışişleri ve adalet Bakanları da Milli Savunma Şurasının üyeleri yapılmalı; askerlerden de, Genkur Bşk. Kuvvet Komutanları ve görev bakımından MSB 'ına dirert bağlı Orgeneral ve Oramiraller Milli Savunma Şûra üyesi olmalıdırlar.
1. ASKERİ YÜKSEK YARGI KALDIRILMALI, ASKERİ HAKİMLER ÜNİFORMASIZ OLMALIDIR (12.3.3)
Silahlı Kuvvetlerimizde; yetki, görev ve kuruluşları farklı, üç değişik mahkeme bulunmaktadır. Bunlar Disiplin Mahkemeleri, Askerî Mahkemeler ve İdare Mahkemesidir.
Disiplin Mahkemeleri:
Bu Mahkemeler, Tugay[1] ve üstü, birlik, karargah ve kurumlarda, özel kanunla[2] kurulan, kuruluş kanununda yazılı disiplin suçları ve askeri kabahatlerden dolayı yargılama yapabilen, hakim olmayan ve mahkemenin nezdinde kurulduğu komutanlık tarafından ek görevle görevlendirilen üç subay[3] üyeden oluşan mahkemelerdir. Disiplin mahkemeleri, ihtiyaç duyulan garnizonlarda tugaydan küçük birliklerde de kurulabilmektedirler.
Tugay ve eşidi birliklerde kurulan disiplin mahkemeleri, erden yüzbaşıya kadar; Tümen ve eşidi komutanlıklarda kurulanlar, erden yarbaya kadar; Kolordu, ordu ve eşidi komutanlıklarda kurulanlar, erden albaya kadar; Genelkurmay Başkanlığı nezdinde kurulan disiplin mahkemesi de erden general ve amirale kadar rütbe sahiplerini yargılamaya yetkilidirler.
Teşkilâtında disiplin mahkemesi kurulan komutanlıklarda, kadrolarında hakim subay varsa onlar arasından yoksa, hakim olmayan subaylardan, atanmış bir disiplin subayı bulunmaktadır.
Askerî Mahkemeler:
Kolordu, Ordu (Deniz ve havada eşidi) , Kuvvet Komutanlıkları ve Genelkurmay Başkanlığı nezdinde, özel kanunla[i] kurulan; Askeri Ceza Kanununda yazılı suçlardan yargılama yapabilen; ikisi hakim, birisi subay olan üç üyesi bulunan mahkemelerdir. Genelkurmay Başkanlığı teşkilatındaki askerî mahkeme, general ve amiralleri yargıladığı zaman üç askerî hakim ile iki general ve amiralden kurulur.
Teşkilâtında askerî mahkeme kurulan her birlikte, komutanlığın refakatinde bir askerî savcılık teşkilâtı ve yeteri kadar askeri savcı ile mahkeme ve savcılık için birer kalem teşkilâtı bulunur. Komutanlık kuruluşundaki adlî müşavirler de; komutanlığın nezdinde kurulan askerî mahkemelerdeki dava dosyalarını, komutanları adına inceleyebilirler. Askerî Yargıtay;
Askeri mahkemeler tarafından verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak görev yapan, özel kanun[ii] ile kurulan, Anayasal bir Yüksek Mahkemedir. Milli Savunma Bakanlığının kuruluşundadır. Askeri mahkemelerin temyiz makamıdır.
Üyelerinin tamamı askerî hakimlerden oluşmaktadır. Bünyesinde, Başkan, İkinci Başkan ve her birinde bir başkan ve yedi üyesi olan dört daire ile bir başsavcılık ünitesini barındırır.
Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM)
Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini yapan, özel kanun[iii] ile kurulan, Anayasal bir Yüksek Yargı Kurumudur.
Danıştayın Silahlı Kuvvetlerdeki muadilidir. Milli Savunma Bakanlığı Kuruluşundadır. Mahkeme, Mahkeme Başkanı, iki daire, başsavcılık, Genel sekreterlik, mahkeme kalemleri ve daire müdürlüğünden oluşmaktadır. Her dairede, askerî hakim sınıfından bir başkan, dördü askerî hakim ve ikisi kurmay subay olan altı üye bulunmaktadır. Kararlar üç askerî hakim ve iki kurmay subay üyenin katılımı ile alınır.
Askerî Hakim üyeler, AYİM'in askerî hakim sınıfı üyeleri tarafından, yarbay rütbesindeki birinci sınıf askerî hakimler arasından her boş üyelik için gösterilecek üç aday arasından: kurmay subay üyeler de Genelkurmay Başkanlığınca, iki yılını doldurmuş kurmay yarbaylar arasından her boş üyelik için gösterilecek üç aday arasından, Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Kurmay subay üyelerin görev süreleri en fazla dört yıldır.
Askeri Hakimlik;
Silahlı Kuvvetler adına askerî öğrenci olarak hukuk fakültelerini okuyanlardan; ayrıca, üsteğmen iken Genelkurmay Başkanlığının müsaadesi ile veya subay olduktan sonra kendi imkanları ile hukuk tahsili yapanlardan, veyahut da kıtada başarı göstermiş ve hukuk fakültesi bitirmiş bulunan yedek subaylardan askerlik görevleri sırasında istemde bulunanlardan Genelkurmay Başkanının istemi üzerine Milli Savunma Bakanlığınca tespit olunur.
Askerî hakimler bir yıllık adaylık süresinde başarılı olurlarsa, üç yıl sürecek hakim yardımcılığı veya savcı yardımcılığına getirilirler. Bu görevde de başarılı olmaları halinde askeri hakim yapılırlar. Adaylıkta ve yardımcılıkta başarılı bulunmayanlar askerî hakim ve askerî savcı olamazlar.
Askerî hakimlerin terfi edebilmeleri; sıralı amirlerinden aldıkları idarî siciller ile Milli Savunma Bakanlığı Askeri Adalet Teftiş Kurulunun, Askerî Yargıtay Daireleri ve Daireler Kurulu ile Askeri Yargıtay Başsavcılığının verecekleri mesleki sicillerin ortalamasına bağlıdır.
Sadece terfi işlemleri değil, yeni imkanlara yol açaçak olan birinci sınıf hakimliğe seçilme niteliklerine ulaşmak; Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyeliğine seçilebilmek; TSK'da mevcut sekiz askerî hakim generalden (şu an hakim general kadrosunun beşi aktiftir) birisinin kadrosunu doldurabilmek ve Anayasa Mahkemesinin iki asker hakim üyesinden birisi olabilmek, alınacak sicillere bağlıdır. Yani, askerî hakimler, adaleti temsil ederken, beklentilerini gerçekleştirebilmek için komutanları ile de iyi geçinmek durumundadırlar.
YAŞ Kararları karşısında askerî hakimlerin hakimlik teminatı da kağıt üzerinde kalmaktadır. 28 Şubat sürecinde on hakim subay mesleklerinden ve Silahlı Kuvvetlerden çıkarılmıştır.
Askerî Hakimler, hukuk ile askerlik arasında sıkışmış hukukçulardır. Amirleri tarafından verilen idari sicilleri ile, Askeri Yüksek idare Mahkesindeki Subay üyelerin en fazla dört yıl görev yaptıktan sonra tekrar mesleği görevine dönecek olmaları, hakimlik teminatı bakımından sübjektif tarafsızlığı, mahkemeler bakımından da objektif tarafsızlığı zedeleyen bir olgudur.
Adaletin tesisi açısından, en zor koşullarda olan AYİM 'dir.
AYİM 'in mutlaka, Askeri Yargıtayın da mümkün olursa ünüformasız olarak Danıştay ve Yargıtay'ın bünyesne alınması uygun olur.
Askeri Mahkemeler ve Disiplin mahkemeleri muhafaza edilmelidir. Ancak Askeri mahkemeler, yine kadrosunda mahkeme olan birliklerin nezdinde ancak hakimleri üniformasız olmalıdır. Sicil, terfi, atama ve özlük hakları Adalet Bakanlığınca yapılmalıdır.
Disiplin mahkemesi üyeleri, disiplin subayları ve adli müşavirlerın askeri üniformalı hakim olarak kalmasında mahzur yoktur.
Adnan Tanrıverdi
Emekli Tuğgeneral
ASDER Onursal Bşk. Ve
Üsküdar Ünv. Mütevelli Üyesi

