Çarşamba, 06 Temmuz 2022 13:22

İlk değil, ama son olsun!

Boşnaklar, tarih boyunca, birçok kez Sırp ve Karadağlılar eliyle, soykırıma maruz bırakıldılar. 

Bir değil, tam on bir kez. 

1995 yılında Srebrenitsa’da yaşananlar, Boşnaklara yönelik son soykırımın sadece bir parçasıdır. 

Sırp Çetnikler, Priyedor, Sanski Most, Klyuc, Kotor Varos, Bosanska Krupa, Bosanski Samac, Brçko, Biyelyina, Zvornik, Bratunats, Vlasenitsa, Vişegrad, Foça, Rogatitsa ve Nevesinye’de de benzer soykırımlara imza attılar. 

Yeniden Srebrenitsa’ya dönelim.

Adını gümüş anlamına gelen “srebren” kelimesinden alan Srebrenitsa, maden rezervleri, şifalı suları ve tüccarları ile meşhur bir yerleşim yeri idi.

 

Ragusalı tüccarların, Alman madencilerin ve Fransisken keşişlerin yoğun ilgi gösterdiği bu şehir, Ortaçağın sonlarında, bölgenin en müreffeh kentlerindendi.

Srebrenitsa, bu özellikleriyle, Osmanlı topraklarına dâhil olduğu on beşinci yüzyıldan eski Yugoslavya dağılıncaya kadar, bölgenin uğrak noktalarından birisi olmayı başardı. Fakat 1992-95 yılları arasındaki Sırp saldırganlığı esnasında, her türlü insanlık dışı eylemin kol gezdiği bir yere dönüşüverdi. 

İngiliz politikacı Lord David Owen, uluslararası bir grubun hazırladığı, 1993 yılındaki tabloyu net bir şekilde gözler önüne seren, bir raporu şu şekilde aktarıyor: “Hiç yiyecek yok ve halk birbirinden dileniyor. Her gün 20-30 kişi ölüyordu. 100-200 civarında ağır hastanın yanı sıra, 300 civarında ağır olmasa da bakım gerektiren hasta vardı. 60 civarında da verem hastası vardı.” (Balkan Yolculuğu, Sayfa 131)

Amerikalı diplomat Richard Holbrooke, Sırp Çetniklerin asıl niyetini şu şekilde anlatıyor: “Srebrenitsa, Zepa ve Gorazde. Buralar esasen savaşın başından beri Sırplar tarafından kuşatılmıştı. Mladiç, her üç kenti haritadan silip, Doğu Bosna’yı baştanbaşa Sırp toprağı yapmaya karar verdi.” (Bir Savaşı Bitirmek, Sayfa 95)

 

Geçmişi soykırımlarla dolu olan Sırp Çetnikler, Bosna Savaşı’nın finalini de kendilerine yakışır bir şekilde yaptılar. 11-17 Temmuz 1995 tarihleri arasında, yaşları 12 ile 77 arasında değişen, 12 binden fazla Boşnak sivili acımasızca katlettiler. Bunların 4 bini Bratunats, Zvornik, Vlasenitsa, Miliçi, Rogatitsa ve Vişagrad’dan, 8 binden fazlası ise Srebrenitsa şehrinden idi.

Yaşananlar için ne söylesek etkisiz, nasıl anlatsak kifayetsiz kalır. En doğrusu, şahitlerin anlattıklarına kulak vermek.

Niyaza Beganoviç, Bosna Savaşı’nın ilk birkaç ayında 3 bine yakın şehit veren, Zvornik kenti yakınlarındaki Durakoviç köyündendir. 1 Haziran 1992’de yaşadıklarını şu şekilde anlatmaktadır: “Önce eşim Mustafa’yı götürdüler. Arkasından çocuklarım Muriz, Beriz, İdriz, Feriz, Ramo ve Fahrudin’i götürdüler. Onları bir daha göremedim. Şu anda ailemin ve soyumun tek erkeği olan torunumla yaşıyorum.” (Uluslararası Suçlar: Bosna-Hersek Örneği, Sayfa 28-29)

Barbarlar, gaddarlar ve acımasızlar. Masum ve savunmasız insanlar karşısında bile merhamet duygusundan yoksunlar.

Bir örnek daha…

Gazeteci Almasa Haciç, 5 Haziran 1992’de, Zvornik yakınlarındaki Mececa köyünde yaşadığı bir olayı şu şekilde anlatıyor: “Kız on beş yaşındaydı. Irzına geçenleri sorduğumda, komşu Sırp köyünden üç kişinin adını söyledi. Birisi babasının iş arkadaşıydı. Bu üç kişi, diğer yedi kişiyle birlikte, neredeyse her gece diğer dört kız arkadaşıyla birlikte, gece boyunca birkaç sefer tecavüz etmişler. Kız, babasının da ırzına geçilen odaya getirildiğini ve başına gelenlerin izlettirildiğini söyledi.

 

Bu kampta, yüzün üzerinde evli kadın ve genç kızın ırzına geçilmiş. Bir kızı, tecavüz esnasında, boğarak öldürmüşler. Esir kampına ulaşıldığında, yerde çırılçıplak yatan on iki yaşında bir kız çocuğu ölü bulunmuştu.” (Sayfa 30)

Allah, sanki bu insanların kalplerini söküp almış. Bunlar, her şeylerini şeytana satmışlar.

Ve bir tane daha…

Ramiza Ayşiç, Srebrenitsa’yı korumakla görevli Hollandalı BM askerlerinin bulunduğu, Potoçari taburunda yaşadıklarını şu şekilde anlatmaktadır: “Çocuklu bir kadın, iki gündür içinde bulunduğumuz BM üssüne 500 metre uzaklıktaki çeşmeden su getirmesi için oğlum Muyo’ya rica etti. Çeşme, “beyaz ev” olarak bilinen, Mehan’ın evinin avlusundaydı. Oğlum suya gitti. Yaklaşık bir saat dönmeyince, onu aramaya gittim.

Beyaz eve giden bir kadın, Sırp askerleri oğlumu bıçakla keserken, gördüğünü söyledi. İnanmak istemedim, koştum. Evin önüne geldiğimde, avluda kanlar içinde yatan oğlumu gördüm. Kafasından tuttum, bedeninden ayrılıp elimde kaldı. Kafanın altındaki damarlar kımıldıyor, gözleri ise açık, sanki bana bakıyordu. O sırada evden, elinde kanlı bıçak bulunan, bir adam çıktı. Adamın üzerindeki deri kasap önlüğü tamamen kanlar içerisindeydi. Allah’ın adına yemin ediyorum ki, içeride bir yığın kesilmiş insan kafası daha gördüm.” (Sayfa 31-32)

Hiçbir Müslüman, düşmanına, hele silahsız ise, böyle bir şeyi yapmaz. Fakat daha önce defalarca gördüğünüz gibi, gâvur her zaman gâvurluğunu gösteriyor.

Yazımızı BM İnsan Hakları Raportörü Tadeusz Mazowiecki’nin, Bosna’daki insanlık dışı tabloyu özetleyen şu cümlesiyle noktalayalım: “Sivil halka yönelik saldırılarla, cinayetlerle ve tecavüzlerle, ancak barbarca olarak tanımlanabilecek kadar muazzam çapta olan, çok ciddi bir insan hakları ihlalidir.”

 

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/ayhan-demir/ilk-degil-ama-son-olsun-39526.html

 

Ayhan Demir

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...