Uyarı

JUser: :_load: 989 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.
Pazartesi, 09 Mart 2020 09:06

Suriye Irak Fay Hattında Türkiye

 

Suriye Irak  Fay Hattında Türkiye

Birinci ve İkinci Gazze, Kut’ül Amare muharebelerinde elde edilen zaferler; personel, levazım, araç, silah, mühimmat takviyesi yapılamadığı için kalıcı hale getirilemedi.

İngiltere, işgal ettiği Hindistan’ın Müslüman gençlerini para ve çeşitli vaatlerle Osmanlı ordusunun karşısına dikecek siyasî, askerî, iktisadî güç unsurlarına sahipti.  

Osmanlı Devleti, Filistin (Kudüs) , Irak ve Suriye’de hakimiyetini kaybetti.  Şerif Hüseyin’in isyan etmesiyle Hicaz bölgesi de elimizden çıktı.

Irak, İngiltere’nin; Suriye, Fransa’nın payına düştü.

Arabistan yarımadasının kaybedilmesi Devlet-i’Aliyye’nin yıkılış sürecini hızlandırdı.

İngilizler, Irak’ta, azınlık durumunda olan Sünnileri iktidara getirme kararı aldı.

Suriye’de Fransızlar azınlık pozisyonundaki Arap Alevisi Nusayrileri iktidara getirdi.

Sömürgeci emperyalistler, Müslüman coğrafyada kalıcı olmanın, işgalcilikten hakem rolüne yükselmenin, azınlıklarla işbirliği yapmaktan geçtiğine karar vermişlerdi.

Ürdün, Lübnan, Irak, Suriye, körfez ülkecikleri başta olmak üzere bölgemizde kurdurulan uydu devletçiklerin yapay organizasyonlar olduğu malumdur.

Azgın bir iştahla dünyayı sömürgeleştiren Batılı devletlerin psikolojik, sosyolojik ve dinî operasyonlarına maruz kalan ülkeler ve toplumlar; özlerini ve özgüvenlerini kaybetme, kişilik kırılması, güçsüzlük, çaresizlik, yalnızlık, yabancılaşma süreçlerini yaşamaya başladı.

Modern dönem Batı egemenliğinin öteki dünyalara ihraç ettiği en yıkıcı, bölücü, düşmanlaştırıcı ideolojik ürün, ulus devlet yapılanması olmuştur.

Yüzyıl önce dünyanın iktisadî güç bölgesi Güneydoğu Asya idi. Tarihi seyir içinde Avrupa’ya oradan Amerika’ya kayan üretim, finans ve ticaretin ana merkezi olma üstünlüğü yeniden Güneydoğu Asya’ya, Çin’e kaydı.

Soğuk Savaş dönemi, Sovyetler Birliği’nin çöküşü, yeni Rusya’nın doğuşu… Rusya’nın  ideolojik, dindışı, devlet yapılanmasından vazgeçerek “Muhafazakar Ortodoks” bir imparatorluğa dönüşmesi. Körfez krizleri, İran-Irak savaşı, 11 Eylül saldırısı, Afganistan ve Irak’ın işgali. Büyük Ortadoğu Projesi, ayaklanmalar, darbeler… Yemen, Suriye iç savaşları… Golan tepelerinde yapıldığı gibi Kudüs’ün ve diğer Filistin topraklarının İsrail’e ilhakı çabaları...

21nci yüzyıl, kısa bir zaman diliminde “Kaos”la anılacak noktaya geldi. Dünyanın pek çok yeri, kaba, ırkçı, acımasız toplum ve devletlerin güç gösterilerinin arenası oldu. İnsanlık, merhamet, adalet, diplomasi ve sözün bu denli ayaklar altına alınması çok utanç verici.

Nihayet; Yemen, Mısır, Irak, Suriye ve Libya’da milyonlarca insan ölmüş, yurtlarını terk etmek zorunda bırakılmıştır.

Kaos öyle bir sarmala dönüşüyor ki, efendilerle köleleri birbirine bağımlı kılıyor. Yapay zeka uygulamaları, radarlar, uçaklar, insansız hava araçları, akıllı bombalar, lazer topları, balistik füzeler, dünyanın her yerinde alıcı satıcı bağlılıkları oluşturuyor.

Eskiden satılmayan uçak, helikopter, silah, teçhizat, araç, gereç; şimdilerde, tehditler savurarak, savaş ateşi tutuşturarak, ambargo koyarak, satılıyor.

İsrail’in güvenliği ve toprak isteklerinin karşılanması, kıyamet savaşı senaryoları, Müslüman toplumların güven bunalımlarının tetiklenmesi, yeni haritalar oluşturma manevraları, ulus devlet lokmasının küçültülmesi, yerel ve bölgesel çatışmaların körüklenmesi, enerji kaynaklarının kontrolü ve yağmalanması. Ekonomik yaptırım tehditleri, vekalet savaşları… Suriye iç savaşına doğrudan dahil oluşumuz…

Kaosa, kazananı olmayacak savaşlara itilen dünyada, Türkiye’nin gelecek yılları nasıl şekillenebilir?

Bölgemizdeki kirli emellerin en önemli muhatabı Türkiye’dir. Yapısal adımlar atılmazsa ülkemizin Suriye ve Irak gibi olmasa da toprak kaybetmesi, toplumun birbirine daha çok yabancılaşması, darbe ve işgal plânlarının başarıya ulaşması mümkün olabilir.

Türkiye iç ve dış siyasetini entegre etmelidir. Statükonun hareket alanımızı daraltan seküler ulusçu paradigmasını dönüştürmek tarihsel bir ödevdir. Mevcut yapılanmayla Türkiye ayakta kalamaz. Dünya gerçekliği artık başka paradigmalar üzerine oturmaktadır.  Selçuklu ve Osmanlı tecrübeleri dikkate alınarak, sınırlarımız içinde ve dışında kalan tüm etnik, dinî/mezhebî unsurlara söyleyecek sözümüz olmalıdır. 100 yıldır hayatımıza egemen olan ve biz Türklerin kanıksadığı ulusçu söylem ve yönetim biçimi, milletimizin bir parçası olan Kürtler, Araplar ve diğer toplulukların aidiyet duygularını zedelemiştir. Söz konusu unsurlarımız, emperyal güç odakları için malzeme olmuştur. PKK, bu yönüyle sebep değil sonuçtur. Bugün Amerika, Rusya, ve Avrupa ülkelerinin kullandığı dış tehdit unsuruna dönüşmüştür. Bölgemizin yeniden tasarlanmasında Turuva Atı işlevi görmektedir. Rusya’nın katı Marksist, pagan yapısını terk edip Muhafazakâr Ortodoks bir imparatorluğa dönüşmesi süreci iyi okunmalıdır.

Libya ve Suriye’de atılan adımlar çok önemlidir. Türkiye, insani buhran, sürgün, katliam gibi insanlık dışı uygulamalar için ordusunu sahaya sürmüştür. Ahlakî misyonun kazandırdığı üstünlük heba edilmemeli, tarihi arkaplân iyi etüd edilerek, bölgemize yöneltilen psikolojik/sosyolojik savaşı bertaraf etmeliyiz.  

Türkiye’nin güneyi, Lazkiye’den Kandil’e kadar müttefiki olduğu söylenen Amerika tarafından istikrarsızlaştırılmıştır. Rusya’nın bölgeye gelişi Amerika ile sağlanan mutabakattan sonradır. İsrail’in istekleri, Siyonist Hıristiyanların dinî inançları bileşkesinde bölgemiz, kendi insanından arındırılmak istenmektedir.

Halkı Müslüman olan  ülkelere, Batının biçtiği ulus devlet gömleği bile çok görülmektedir. Süreç içinde her etnik ve mezhebî yapıya, örgütlere, aşiretlere “şehir devleti” kurdurmak için çalışıyorlar. Her yapıyı diğerleri ile korkutarak işbirliğine zorluyorlar.                                                         

Türkiye’nin kendini savunmak için cephelerini Irak, Suriye, Akdeniz, Kıbrıs ve Libya’da açması stratejik açıdan doğru karardır. Kendi sınırlarına, içine kapanmış bir Türkiye, yeniden tarih sahnesinin etkisiz elemanı olacaktır.

Muhacirler, Lazkiye’nin kuzeyinden Kamışlı’ya kadar olan sınır hattına yerleştirilmelidir. İskan, iaşe, ticaret, sağlık, enerji, güvenlik gibi ihtiyaçları karşılanmalıdır. Şehir meclisleri kurulmalı, Türkiye’nin tarihte olduğu gibi doğal parçası oldukları duygusu canlandırılmalıdır. Süreç Suriye’yi bölünmeye götürürse bu bölge ve halklarının Türkiye’ye entegre edilmesi için tüm boyutlarıyla dayanışma çabaları yoğunlaştırılmalıdır.  

İçeride ve dışarda konuşulacak muhatap sayısı arttırılmalıdır. Öngörülen gelecek tasarımına uygun konumlanış, tavıralış, direnç, dayanışma, kararlılık sergilenmelidir. Farklı kademelerde de olsa, Amerika’nın hayata geçireceği PYD Özerk Bölgesi lider kadrolarıyla temastan kaçınılmamalıdır.  

PYD’nin evlerinden sürdüğü Kürtler, kendi topraklarına yerleştirilmeli, her türlü ihtiyaçları karşılanmalıdır.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimiyle ilişkiler hayati önemi haizdir. Erbil yönetimi, başta Amerika olmak üzere emperyal güçlere mahkum edilmemelidir. Güney sınırlarımızda oluşturulan örgütsel yapılar istikrarsızlığı arttıracak, güvenlik endişelerini canlı tutacaktır. Bize rağmen tesis edilecek, kanton, özerk bölge, eyalet, federal/konfederal uydu devletçiklerin örgüt refleksi göstermekten imtina edecekleri, gerginliği azaltma eğilimi gösterebilecekleri de not edilmelidir. Tanımlanmış yapılara uygun politikalar daha kolay geliştirilebilir.

İran, Irak, Mısır ve Suriye ile gerekli görüldüğünde görüşülmelidir. Emperyalist ülkelerin bölgemizde olması, sorunlarımızı kendi aramızda çözecek dirayet, cesaret, özgüven, samimiyet eksikliğinden kaynaklanmıyor mu? Müslüman olduğu varsayılan ülkeler ve halkların aralarındaki anlaşmazlıklara, savaşlara, emperyalist Haçlıların hakem ya da müdahil olması ne yaman çelişkidir.

Kaosun her alanda tırmanacağı yüzyıl; inançsızlığın, kaba gücün, ırkçılığın, kitlesel kıyımların, azınlıklara tahammülsüzlüğün, büyük göçlerin gölgesinde şekilleniyor.

Ülkemiz de “Kaos Yüzyılı”nın olumsuzluklarından payını alıyor. Nüfusun en az %15’inin dini bir inancının olmadığı anketlere yansıyor. Hem Batı hem içimizdeki uzantıları eliyle İslâm şeytanlaştırılmaya çalışılıyor. Müslüman olduğunu söyleyen insanların İslâm’ın itibarsızlaştırılmasına katkısının büyük olduğunun altını çizelim.

Sanal dünya neslinin, bir ülkeye ait olma, dinî, kültürel ya da normatif değerlerle sınırlanma gibi bir anlayışı yok. Halen sürmekte olan Üçüncü Dünya Savaşının amiral gemisi Microsoft olmalı.

Milyonlarca göçmen, muhacir, Avrupa’nın demografik ve kültürel yapısını değiştirme potansiyeli taşıyor. Amerika ve Avrupa gelecek yıllarda yerli-göçmen çatışmalarının merkezi olabilir.

Türkiye iç çürüme ve emperyal tehditlere karşı tercihini yapmak zorunda. Asıl sorun; değersizleştirilmiş, aşındırılmış dinî, ahlakî, normatif ilke ve ülkülerin bağlayıcılığının kalmamasıdır. Kaostan, öze dönüş ve dayanışma iradesiyle çıkabiliriz.

Batı, seküler laik bir yapıya rağmen Türkiye’nin Müslüman dünya için önderlik potansiyeli taşıdığına inanıyor. Evet, “Coğrafya kaderdir”. Sadece Sünni dünya için değil Şia için de anlam ifade etmeliyiz.

Türkiye’yi çok sancılı, tehlikeli yıllar bekliyor. 2021 büyük dalgaların, fırtınaların yılı olma potansiyeli taşıyor.

Not: hertaraf.com dan alınmıştır.

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-mehmet-yavuz-ay-suriye-irak-fay-hattinda-turkiye-1363

 

Son Düzenlenme Pazartesi, 09 Mart 2020 10:11

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...