Çarşamba, 05 Ekim 2011 17:22

Hüseyin de Hakkını Aldı

Çalan telefonumda Hüseyin’in adını görünce merakla açtım.

Hal hatırdan sonra, müjdeli haberi verdi: “Devrem, bizim müracaatlar da kabul edilmiş, bunda senin de emeğin vardır, teşekkür ederim” dedi.

Birden çok duygulandım.

-”Bir zulüm daha bitti. Çok mutlu oldum devrem, gözün aydın” dedim.

Evet, bir zulüm daha sona ermişti. 30 yıl sonra da olsa; bir hak daha iade edilmişti. Hüseyin ve onun gibi on arkadaşımız daha hakkını almıştı.

Eğer derneğin kuruluşunda ve idamesinde zerre miktarı katkım olmuşsa, elbette mahşer günü, huzuru ilahide “Ya rabbi kabul et” diye bu çabalarımızı şefaatçi kılması için dua edeceğim.

Bugün, sevincimizi, üzüntümüzü paylaştığımız Hüseyin ile Hava Harp Okulunda aynı sınıfta okuduk. Dört yılımız gecesiyle gündüzüyle beraber geçti. İnanır mısınız, hiç selamlaşmadık. Birbirimizin yüzüne hiç bakmadık. Sanki düşman gibiydik. Birbirimizden nefret ediyorduk. Çünkü bana göre o komünist, ona göre ben faşisttim.

12 Eylül ihtilalinin üç yıl öncesinde Hava Kuvvetlerine duhul etmiştik.

01.10.1977.

Ülkenin içine düşürüldüğü çukurda, hep beraber kör dövüşü yapmıştık. Büyük oyunun, muhteris aktörlerinin figüranları olarak bizler, farkında olmadan rolümüzü çok güzel oynamıştık. Ortamın sıcaklığında resmin tamamını görememiştik, görmemiz de mümkün değildi.

İnsan olarak yaratılıştan gelen haklarımızı bilememiş veya kabullenmemiştik.

Ama bugün artık çok net görebiliyoruz.

Her şeyden önce insan olduğumuzu şimdi kabul edebiliyoruz.

İşin ilginç olan tarafı; her ikimiz de ülkesini çok seven, ülkesi için faydalı olmaya çalışan aynı memleketin sadık evlatlarıydık.

“Benim gibi düşünmüyor” diye bir insandan nefret edilir mi?

Bizi o hale getirenlerin kapalı kapılar arkasındaki şeytani kahkahalarını göremeyecek ve düşünemeyecek kadar genç ve tecrübesizdik, o yıllar.

Dokuz devre arkadaşım, 12 Eylül ihtilalinden sonra Teğmen rütbesindeyken; önce 45 gün sorgu, suale alınmış, sonra da zan ile “kanaatine varılmıştır” diye hiçbir delil olmadan silahlı kuvvetlerden ilişikleri kesilmişti.

Yargılanmadan!

Sosyalist düşünce yapısıyla ülkenin kurtulacağına inanan bu insanlar, düşünmekten başka hangi suçu (!) işlemişlerdi.

Kaldı ki; eğer düşünmek suç idiyse, bütün sıralı komutanlarımız o suçu işliyordu o yıllarda, Hava Harp Okulunda…

Seneler sonra ise; inançlarının gereğini yapmak suç oldu! Başörtüsü, Namaz, Kur’an gibi ne kadar bizi oluşturan milli ve manevi değerimiz varsa suç gibi gösterilmeye çalışıldı.

O günler de geçti.

Bugün; insanı insan olarak kabul edebiliyoruz, ülke aydınları olarak.

Bugün; insanı olduğu gibi kabul edebiliyoruz, hep birlikte…

Hatta farklı inanç, duygu ve düşüncelerin; mozaiğin bütününü oluşturan parçaları olduğunu değerlendirebiliyoruz.

Bugün özellikle darbelere ve şiddete karşı durabiliyoruz, direnebiliyoruz milletçe.

Ve kesinlikle inanıyoruz ki;

Darbeler ve darbeciler, vesayetçi zihniyeti taşıyan hasta ruhlu insanlar ebediyen tasallut imkânı bulamayacaklar artık, bu güzel memleketimizde…

05.10.2011 Gürcan ONAT

Hasan Hüseyin Uludağ

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...