Yüce Türk Milletinin Dikkatine;
Türk demokrasi tarihinin en kritik dönüm noktalarından biri olan 27 Nisan 2007 e-muhtırasının 18. yıldönümünde, Adaleti Savunanlar Derneği olarak, millet iradesinin zaferini ve demokrasimizin geçirdiği zorlu sınavları bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
Bu anlamlı günde, Türk demokrasisinin kesintiye uğratılma çabalarına karşı verilen mücadelede önemli bir kırılma noktası olan 27 Nisan e-muhtırasına karşı AK Parti’nin kararlı duruşunun, millet iradesinin önünü açmadaki tarihsel önemini bir kez daha vurgulamak istiyoruz.
Türk Demokrasisinin Zorlu Sınavları ve İdeolojik İktidarın Gölgesi
Türk demokrasi tarihi, 1946’daki serbest seçimlerle millet iradesine dayalı bir yönetim anlayışına geçiş yapmış, ancak bu süreç, tek parti döneminde oluşturulan ideolojik iktidar araçlarının antidemokratik müdahaleleriyle sık sık kesintiye uğramıştır. CHP, Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başsavcılığı, Yüksek Askeri Şura, Milli Güvenlik Kurulu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Türk Silahlı Kuvvetleri gibi kurumlar, anayasal kisve altında ideolojik birer iktidar aracı olarak yapılandırılmış; demokratik iradeyi bloke edecek yetkilerle donatılmıştır.
Bu yapı, demokratik iktidarların çıkardığı yasaları Anayasa Mahkemesi’nde iptal ettirmiş, parti kapatma davalarıyla demokratik siyasi hareketleri tehdit etmiş, muhtıra ve darbelerle hükümetleri devirmiş, böylece “iktidar olduk, muktedir olamadık” sözünü demokratik siyasetin kaderi haline getirmiştir. Örneğin, 28 Şubat 1997’de Batı Çalışma Grubu (BÇG) tarafından dayatılan MGK kararları, psikolojik harekât, tehdit ve şiddet yöntemleriyle Refah-Yol Hükümeti’ni istifaya zorlayarak postmodern bir darbe gerçekleştirmiştir. Bu müdahaleler, 27 Nisan 2007 e-muhtırasına kadar kesintisiz devam etmiştir.
27 Nisan E-Muhtırası: Bir Kırılma Noktası
2007 yılında, TBMM’nin gerçekleştireceği Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, ideolojik iktidar odakları bir kez daha harekete geçti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın “Cumhurbaşkanı, Cumhuriyete sözde değil özde bağlı olmalıdır” sözleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun 367 toplantı yeter sayısı tezi, seçimi kilitlemek için ortaya atıldı. CHP’nin öncülüğünde düzenlenen “Cumhuriyet mitingleri” ve Genelkurmay’ın 27 Nisan gecesi yayımladığı e-muhtıra, demokratik iradeyi hedef aldı.
Cumhurbaşkanlığı ilk tur oylaması 27 Nisan'da yapıldı. Oylamada 361 oy kullanılırken, Abdullah Gül 357 oy aldı. Oylamanın hemen sonrasında, CHP 367 iddiasıyla seçimi Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı.
Aynı günün gecesi Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, daha sonra e-muhtıra olarak anılacak bir basın açıklaması konuldu.
E-muhtırada, laikliğin tartışıldığı iddiasıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “taraflığını” ve “gerektiğinde tavrını açıkça ortaya koyacağı” tehdidi yer alıyordu.
Ancak, AK Parti Hükümeti, bu antidemokratik müdahaleye boyun eğmedi. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in iktidarı temsilen 28 Nisan’da yaptığı “Genelkurmay, Başbakana bağlı bir kurumdur; hükümete karşı ifade kullanması demokratik hukuk devletinde düşünülemez” açıklaması, Türk demokrasi tarihinde bir milat oldu. Bu kararlı duruş, ideolojik iktidarın müdahale araçlarının gücünü kıran ilk büyük kırılma noktası idi.
CHP'nin başvurusu üzerine toplanan Anayasa Mahkemesi 1 Mayıs'ta verdiği kararla, 367 iddiasını kabul ederek yapılan birinci tur oylamayı iptal etti. Bunun üzerine 6 Mayıs'ta yapılan iki yoklamada da toplantı yeter sayısı olan 367'nin bulunamayışı yüzünden 11. Cumhurbaşkanı seçilemedi.
Millet İradesinin Zaferi
AK Parti'nin teklifi üzerine tüm partilerin desteğiyle Meclis'te alınan karar sonucu 22 Temmuz 2007'de erken seçime gidilirken seçimlerde yüzde 46,6 oy alan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, 341 milletvekili ile yeniden tek başına iktidar oldu.
CHP ikinci, MHP ise üçüncü parti olarak Meclise girdi.
Tekrarlanacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu kez MHP'nin oylamalara katılacağını belirtmesiyle yeni bir 367 krizi ortaya çıkmadı. Yeniden AK Parti'nin adayı olan Abdullah Gül, 20 Ağustos'ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi birinci turunda 341 oy aldı. 24 Ağustos'taki ikinci turunda ise 337'de kaldı. Anayasaya göre ilk iki turda üçte iki çoğunluk olan 367 sayısına ulaşılamadığı için, 276 oyun aranacağı üçüncü tura gidildi.
Abdullah Gül 28 Ağustos'ta yapılan üçüncü turda 339 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. Cumhurbaşkanı seçildi.
Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 29 Ağustos'ta yaptığı açıklamada, "Köşk seçimi meşrudur, sonuca saygı duyacağız" derken, Nisan ayında başlayan Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları böylece sona ermiş oldu.
Muhtıra 29 Ağustos 2011'de Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinden kaldırıldı.
Mecliste seçim kararı alınmasının yanında, Anayasa'da bazı değişikliklere gidildi.
Cumhurbaşkanının halk tarafından ve 5 artı 5 sistemiyle seçilmesini öngören düzenlemenin de aralarında yer aldığı anayasa değişiklikleri 22 Temmuz'daki milletvekili seçiminin ardından halk oyuna sunuldu.
Anayasal metinlere ilişkin beşinci halk oylaması 21 Ekim 2007'de yapıldı.
Bu oylamada, kayıtlı 42 milyon 690 bin 252 seçmenin yüzde 67.5'i sandık başına gitti. Geçerli oyların yüzde 68,95'i "evet", yüzde 31,05'i ise "hayır" yönünde oldu ve böylece anayasa değişikliği kabul edildi. Bu değişimle millet iradesi, yürütme erkinde doğrudan temsil edilmeye başladı.
İkinci Kırılma Noktası ; 12 Eylül 2010 Tarihinde yapılan ve %57,88 Evet oyu ile kabul edilen altıncı halk oylaması ile Kamu Denetçiliği kurumu kurulmuş, Yüksek Askeri Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılmış, Memurların Disiplin kararları yargı denetimine açılmış, Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davaların Adliye Mahkemelerinde görüleceği belirtilmiş, Anayasa mahkemesi üyelerinin seçim usulleri değiştirilmiş, Anayasa mahkemesine bireysel başvuru hakkı getirilmiş, Hakimler ve Savcılar Kurulunun seçim ve yapısında değişiklik yapılmış, Anayasanın Geçici 15. Maddesi kaldırılarak 1980 darbesini gerçekleştiren Milli Güvelik Kurulu üyelerine karşı yargı yolu açılmıştır.
Anayasa değişikliğinin kabulü ile, 28 Şubat sürecinde milletin inanç ve değerleriyle barışık olan subay ve astsubayların maruz kaldığı haksızlıkların 2010 yılında AKPARTİ tarafından yapılan yasal düzenlemeler ve Anayasa değişikliği ile kısmen telafi edilmesi olmuştur. Bu süreçte, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) ve Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) kararlarının hukuka uygunluk denetimine açılması, ideolojik iktidarın müdahale araçlarını zayıflatmıştır.
Üçüncü ve en büyük kırılma noktası ise 15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminin, milletimizin devletin meşru kurumları ile el ele vererek engellemesi olmuştur. Bu destansı direniş, ideolojik iktidarın antidemokratik müdahale araçlarını tümüyle etkisizleştirmiş ve millet iradesinin üstünlüğünü bir kez daha ortaya koymuştur. Yedinci halk oylaması kabul edilerek Başbakanlık kaldırılarak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin aynı gün yapılacağı belirtilmiş, Askeri Mahkemeler kaldırılmıştır. Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Milli Savunma Bakanına bağlanmıştır.
Bu kırılmalarla birlikte, demokratik iktidarın muktedir hale gelmesi için köklü adımlar atılmıştır. Örneğin;
TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi değiştirilerek ordunun siyasete müdahale zemini ortadan kaldırılmış, parti kapatma yetkileri sınırlandırılarak demokratik siyasetin önü açılmıştır.
Cumhurbaşkanının doğrudan millet tarafından seçilmesi sağlanarak, millet iradesi yürütme erkinde doğrudan temsil edilmiştir.
Millet iradesini doğrudan belirleyici kılan bu gelişmeler yanında, sivil ve demokratik bir anayasa henüz yapılamamıştır. 2010 koşullarında kısmi olarak telafi edilebilen YAŞ mağdurları ile hakları verilmeyen diğer 28 Şubat mağdurlarının eksik kalan hak telafileri kanayan bir yara olarak kalmıştır.
Bugün, 27 Nisan e-muhtırasının 18. yıldönümünde, Türk demokrasisinin bu önemli kazanımlarını korumak ve daha da güçlendirmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Adaleti Savunanlar Derneği olarak, millet iradesine dayalı demokratik düzenin bekçisi olmaya devam edeceğiz. Bu mücadelede hayatını kaybeden demokrasi kahramanlarını rahmetle anıyor, milletimizin iradesine sahip çıkma kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz.
Darbecilerin yargılanması ve suçluların cezalandırılması kadar darbe mağdurlarının ve mağduriyetlerin tespiti ve mağduriyetlerin hakkaniyetli bir şekilde giderilmesi yeni darbelerin önlenmesinin en önemli unsurlarındandır. Hükümetimizin 28 Şubat süreciyle ilgili bir komisyon kurarak 28 Şubat mağdurlarının ve mağduriyetlerinin tespiti ve hakkaniyetli bir çözüm üretmesini, tüm taraflar adına bir kere daha talep ediyoruz.
Demokrasimizin bir daha antidemokratik müdahalelerle kesintiye uğramaması için, millet iradesinin üstünlüğünü her daim savunacağız.
Saygılarımızla
ADALETİ SAVUNANLAR DERNEĞİ GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

