Salı, 11 Temmuz 2017

2017 Şaban - Ramazan - Şevval muhacir günlerim

Hayatını ülkemize sığınan muhacirlere adamış İsmail Bey’den “Kardeş Aile” edinmek için yardım istiyorum. Nisan 2017 ilk günleri. Çok geçmeden İsmail Bey telefona mesaj gönderiyor.  Baraj Mahalllesi’nde anneleri ile ikamet eden beş kardeş Halep’li bir aile…
 
 
İkisi üniversitede ikisi ortaokul son sınıfta okuyormuş. Hacettepe Üniversitesinde okuyan Ahmed’le tanıştırayım diyor. Farklı zaman dilimlerinde birkaç kez bakıyorum mesaja. Uzak bir iklimden buğulu gözlerle okuyorum mesajı, henüz kalbim o yana yönelmemiş. Göz atıyorum sadece…  
 
 
Araya başka uğraşılar, yoğunluklar giriyor. İçine henüz dahil olamadığım muhacir hayatının içiçe geçmiş ne hikâyeleri var henüz bilmiyorum. 
 
 
Nihayet İsmail Bey’le MEKDAV(Mahrumlarla Ekonomik ve Kültürel Dayanışma Vakfı)’da buluşuyoruz. Halepli aileyi Seher isminde bir öğretmen hanımın tavsiye ettiğini ifade ediyor. Aileye ilişkin detaylı bilgi vermeye çalışıyor. Kimseden bir şey isteyemeyen, tok gözlü ve fazlasıyla mağdur bir aile tablosu karşımda. Gün belirleyip Ahmed’le MEKDAV’da buluşuyoruz, günlerden 29 Nisan…
 
22 yaşında, sürekli gülümseyen, Türkçe telaffuzda  zorlanan, aydınlık, sevimli, sıcak bir yüz… Vakıf yemeğinden ikram ediyoruz. 12 Mayıs’ta buluşup evlerine gitmek üzere sözleşiyoruz.
 
 
Buluşma öncesi telefonla ihtiyaçlarını soruyorum. Biraz gıda istiyor.
 
 
Evin yakınında, yolun bittiği bir yerde arabayı bırakıp gecekondular arasından yokuş çıkıyoruz. Çok eski, yıkıldı yıkılacak evlerden kimi zaman bir baş uzanıp bize bakıyor. Suriyelilerin oturduğu bir bölge olmuş burası. Bir tepenin üstünde, merdivenle çıkılan evin önünde çevreye göz atıyorum. Ahmed önümde, eve çıkıyoruz. Kapılar yıllar var tamir ya da değişim görmemiş. Altlarında rüzgâr estirecek kadar boşluklar var. Pencere pervazları yerinden çıkmış, camlar kırık, naylonla kaplanmış. Odaların hepsinin açıldığı salon diyebileceğim yerde ömrünü birkaç kez tamamlamış, kanepeye oturuyorum. Kapısı açık odalardan birinde, kumaşı hayli eprimiş, yırtık kenarlarından süngeri dışarı fırlamış birkaç yatak duvara dayanmış. Eski kilimler, ne olduğu belli olmayan paçavralar. Duvarlara, tavana bakıyorum. Mayıs ayı olmasına karşın nemli, soğuk hava kendini hissettiriyor. İki senedir burada oturuyorlarmış. Kışın çok soğuk oluyor diyor, kırık bir dille. Evin önündeki yanmış kömür yığını belediyeden destek aldıklarının işareti. Tavanı kaplayan kontraplak her yanından bel vermiş. Çok yerinde yağmur sızıntılarının lekeleri. Evlikten çıkmış barınağın her yanından su aldığını tahmin etmek zor değil. Felâket bir evde, felâket paçavralar arasında Şam’dan Ankara’ya gelmiş Halepli parçalanmış bir muhacir aile. Anne, Suriyede’ki iki çocuğunun yanına dönmüş, Seher Hanım ve arkadaşlarına emanet ederek çocuklarını… 
 
 
Evin en küçük erkek çocuğu utangaç bir eda ile evden ayrılırken yanıma geliyor. Konuşmuyor ya da konuşamıyor ama ağabeyi gibi gülümsüyor. Sarılıyor başını okşuyorum… İmam Hatip sekizinci sınıf öğrencisi.
 
 
Günlerce evin hali gözümün önünden gitmiyor. Düşüncelerim arka arkaya sıralanıyor… 
 
 
Vakit kaybetmeksizin harekete geçmenin zamanı…
 
 
Öncelik evde. Bir ev bulmalıyım. Kuzey Ankara Konutları’nda Bacanağımın evleri ilk aklıma gelen. Epey zamandır boş olduğunu biliyorum. Telefonda “Kardeş Halepli Ailemizden” bahsediyor, evini kiraya verip veremeyeceğini soruyorum. Emlâkçı ile görüşüp dönerim diyor telefonun ucundan. Telefonum biraz sonra çalıyor.
 
 
Heyecanla açıyorum. “Maalesef ev dün kiraya verilmiş” diyor üzgün bir sesle. Ertesi gün kardeş ailemizi beraber ziyaret etmek istiyor : gidiyoruz. Arabayı bırakıp patika yolu tırmanırken zorlandığını görüyorum. Zaman zaman koluna giriyorum. Merdiveni de tırmanıp eve giriyoruz. Ahmed çay ikram etmeye koşturuyor, eli ayağı epeyce birbirine dolanık, güçlükle doldurduğu bardağı devirdi devirecek… Derin bir sessizlikle evi süzüyor, her yana göz atıyor, ağzından “Çok nemli” sözü dökülüyor. Diğer odalara da bakıyoruz. Banyo ve mutfak denen odalara. Ahır bozması odacıklar. Su kovasına sarkıtılan ısıtıcı ile su ısıtıyorlarmış. Buraya 250 TL kira veriyorlarmış…
 
 
Ertesi gün çalan telefonumda Bacanağın ismini görüyorum. Heyecanlı, sesinde mutluluk izi, “Kira sözleşmesini feshettim, evi kardeş ailene vereyim “bedelsiz” otursunlar, akşam emlâkçıya gideceğim, gelir misin” diyor. “Ne demek, koşa koşa gelirim” diyorum; akşam için sözleşiyoruz…
 
 
Hava soğuk. Önce Ahmed’lere uğruyor onu da yanımıza alıyoruz. Emlâkçıya vardığımızda, evin önceden para karşılığı kiraya verildiği kişinin de orada olduğunu görüyoruz. Bacanak sözünden döndüğü için o kişiden helallik istiyor, 150 TL nakliye parasını geri ödüyor. Başka bir emlâkçı evi kiraya verdiğinden alınan  500TL komisyon bedelini de kendi emlâkçısına ödüyor. Emlâkçısının gönlünü almak için ayrıca aldığı tatlıyı  da hediye ediyor. Hava iyice soğudu,saat 21.30’u geçti. Evin anahtarını nihayet emlâkçıdan alabildik. 
 
 
Ahmed’le ertesi gün MEKDAV’da buluşmak üzere ayrıldık. 
 
 
24 Mayıs günü MEKDAV’da ilk işimiz “Kira Sözleşmesi”ni doldurmak oldu. Elektrik, su, doğalgaz abonelikleri için neler yapacağını uzun uzun anlattım. Evin anahtarından birkaç tane  yaptırdım. İnanamıyordu, her dem hayretini kırık Türkçesi ile ifade ediyordu. Dört odalı, hiç kullanılmamış evi dolaşırken,” Burada sahiden biz mi oturacağız” deyip, “ Allah size cennette köşkler ihsan etsin” duasında bulunuyordu. 
 
 
Kimileri ikinci el eşya verebileceklerini söyledi. İçim kıpır kıpırdı. Yeni eve yepyeni eşya yakışır diyordum kendi kendime. Ensar olma bilincindeki arkadaşlarıma “Kardeş Halepli Ailemiz”in hikâyesini anlattığımda, anlamlı ve önemli maddî destekler aldım. 
 
 
Ramazan çok yakındı, iki gün sonra sahura kalkılacaktı. Eşyaları hemen temin edip, Ramazan girmeden taşınmalarını sağlamalıydım. 25 Mayıs’ta aydınlatma malzemelerini bir arkadaşımla taktık. 26 Mayıs’ta mobilyalar, yatak-yorgan, yastık v.b. ikindi sonrası geldi. Geç saatlere dek mobilyaların kuruluşuna vaziyet ettim. Gani olan Rabbimize şükrederek.  Arefe günüydü, ev yatılabilecek hale gelmişti ama taşınamadılar. Zorladım, ardını bırakmadım. Çok zor geçirdikleri iki Ramazan’dan sonra bu Ramazan bir güzellik bir muştu olarak gelsin istedim. Nihayet Ramazan’ın ikinci günü olan 28 Mayıs’ta taşındılar. Aynı gün akşam, müthiş sağanaklarla yağmur yağdı.
 
Dört bucağı seller götürdü. Eski evde o yağmura yakalanmadıkları için çokca şükrettim…
 
 
22 Haziran’a dek evlerinin tüm ihtiyaçlarını Allah’ın büyük lütûfları ile tamamladım. Felâket evi, felâket eşyaları görmeden önce, Ahmed’e ne ihtiyaçları olduğunu sorsam, “Her şeyimiz var” derdi.
 
 
 Evet; kanaat sahibi, kimseden bir şey istemeyen, haline şükreden Ahmed ve ailesinin bugün her şeyleri var.
 
 
Hüzünlü Şevvallerin ardından gelen yeni Şevval’i “bayramlı” yaşayan Ahmed’den bayram telefonu : “Çok mutluyuz.”
Okunma 19 defa
Mehmet Yavuz Ay

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...

E-Bülten

E-bültenimize üye olun. Haber ve duyurularımızı kaçırmayın.

Spam göndermiyoruz.

Bu sitede yer alan yazılar, makaleler, haberler yazarların sorumluluğundadır. © 2017 ASDER. All Rights Reserved.

Design & Development by JoomShaper