Pazar, 14 Şubat 2010 13:52

BİZİM ABDURRAHMAN

BİZİM ABDURRAHMAN

Önemli bir toplantıda gazeteciler, Başbakan, muhalefet partileri ve hukukun ileri gelenleri, aynı zamanda partilerin önemli isimleri birliktelermiş.

Gazetecileri bilirsiniz, gündem oluşturmak veya değiştirmek, durumdan vazife çıkarmak veya feraset gösterilerinde bulunmayı pek severler.

Başbakan da gazetecileri etrafında görünce ince mesajlar vermeye bayılır bilirsiniz. Böyle bir anda gazetecinin biri çok hassas bir soru sormuş.

-          Efendim; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya AKP hakkında deliller topluyor ve araştırmalar yapıyormuş. AB her ne kadar parti kapatmalara karşı ise de biliyorsunuz DTP kapatıldı sıra AKP’ye geldi diyormuş. Hatta kendileri hisseder demiş.

Başbakan bir an boş bulunmuş, hukuk adamına gösterdiği saygıdan olacak

-          Bizim Abdurrahman’mı diyor. O an yakınında Devlet Bahçeli ile sohbet etmekte olan Deniz Baykal bu sözü duyuyor ve bir anda irkilerek Tayyibin Abdurrahman’ı mı?…Ne diyor böyle. Duydun mu Sayın Bahçeli Tayyip Bey ne diyor.

-          Ne diyor diye sormuş Bahçeli. Ne diyor.

-          Bizim Abdurrahman dedi. Nereden O’nun Abdurrahman’ı oluyormuş. Bu konuyu bir araştıralım. Dur bir dakika bunu bizim Sabih Bey’e soralım O mutlaka bir şeyler biliyordur.

Bu konuşmalar bir anda uğultuya dönüşmüş sonra bir an kendini sessizliğe dönüştürüvermiş. Sanki herkes kendini suçlu gibi hissediyormuş. Herkes kendine

-          Şimdi ben ne dedim ki, diyesiymiş…

Evet buraya kadar olan bölümü hafızanızın bir kenarına taslak olarak kaydedin. Tamamını okuyunca “save” edersiniz.

 

Bu hafta sonu Prof. Dr. İskender Pala’nın yeni çıkan “İKİ DARBE ARASINDA” adlı kitabını okudum. Hem de bir solukta derler ya. İşte ondan. Aynı hüznü, aynı yazgıyı, aynı üniformayı ve duyguları paylaşmış olmaktan dolayı kah güldüm kah göz yaşlarıma hâkim olamadım.

 

İnsan sevdiği veya saygı duyduğu birisine olan sevgisini göstermek için “bizim” der değil mi?

Bizim.

Sevmediğiniz birine bizim der misiniz?

Hiç sanmam.

 

İskender Pala’ya Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde gayrı ihtiyari o dönemin Kuzeydeniz Saha Komutanı olan Koramiral İlhami Erdil ile görüşmesi esnasında konuyu izah eden Erdil’e “Bizim İskender’mi” diyor.

 

İstanbul’u bilenler bilirler, Beşiktaş’ta Barbaros anıtı ve türbesi vardır. Hemen yanında ise Deniz Müzesi bulunur. Ziyaret etmeyenlerin muhakkak ziyaret etmesini temenni ederim. İskender Pala henüz görevde ve Deniz Müzesi Arşiv Müdürü iken Barbaros Hayrettin Paşa’nın vasiyetnamesini buluyor. Barbaros vasiyetnamesinde türbesinin aydınlatılmasını ve bazı başka detaylar istiyor. Bunları İskender Pala henüz hakkında YAŞ kararları uygulanmadan ve ordunun şerefli bir Binbaşısı iken bir rapor hazırlıyor ve gerekli mercilere iletiyor.

Fakat bazı prosedürlerin yerine getirilmesi lazım. İç aydınlatma yapılıyor, harici aydınlatma ise Büyükşehir Belediyesinin işi. Buranın aydınlatılması konusunda Erdil Paşa; İskender Pala’nın hazırladığı projeye istinaden Tayyip Erdoğan’a bahsediyor. İskender Pala hem binbaşı hem de Doç. Dr. Kimliği ile zaten meşhur ve Divan Edebiyatını sevdiren adam.

Bu sohbet esnasında Erdoğan; İskender Pala için “bizim İskender’mi” diye soruyor. O anda Erdil Paşa’nın beyni sanki zonklamaya başlıyor. Kafasında şimşekler çakıyor bir müddet sessiz kalıp sonra Erdoğan’a hissettirmeden yanındaki Kurmay başkanına dönerek “nereden O’nun İskender’i olduğu araştırılsın” diyor ve ordudan atılması için de düğmeye basıyor. Bu bilgiler aynı gün fotoğraf çekmekle görevli ve konuya bizzat şahit olan birisi tarafından İskender Pala’ya da geliyor.

 

Eğer kafanızda 28 Şubat hakkında hala şüpheler var ve suçu mütedeyyin Subay ve Astsubaylarda arıyorsanız, ayrıca diğer detayları merak ediyorsanız kitabı okumanızı ve akademik kariyeri olan bir askerden bunları dinlemenizi tavsiye ederim.

Ne kadar acayip değil mi. Akademik kimliği ön planda olan biri hakkına İstanbul metropolünün Belediye Başkanı övmek amaçlı “Bizim İskender” dedi diye askeri ve akademik kimliği bir anda silinip adeta yok etmek istercesine hayatına tahrip kalıpları yerleştiriliyor.

Şimdi taslak kaydınızı tekrar çağırın ve hukuk ile siyaseti karıştıran, siyasi ihtiraslarına hukuku alet eden bir zihniyeti ve kişiyi benimseyebilir ve benim diyebilir misiniz.

Anayasaya aykırı olmasına rağmen kanunları istediği gibi yorumlayanlara sempati gözü ile bakabilir misiniz.

Evet Sayın Başbakan kendini çok zorladı ve ben bu Ülkenin Başbakanıyım. Toplumun tüm kesimlerini kucaklamalıyım dedi ve Abdurrahman Yalçınkaya’ya “bizim Abdurrahman” dedi.

Varsayalım.

Emin olun bu siyasi mantıkla Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’yı hiçbir kanun kurtaramaz.

Hiç bir iyi niyet girişimi arayı düzeltmeye yetmez. Kendileri hile içinde olan nice vatan bekçileri siyaset mimarlığına soyunurlar ve adamı linç ederler. Zamanında devletin imkanlarını kendine sermaye yapanlar da ortalıkta dolanır dururlar.

 

Ahmet TÜRKAN - HABERNAME

 

Okunma 1089 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 15 Şubat 2010 13:52
Ahmet Türkan

MBA

www.ahmetturkan.com | This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...

E-Bülten

E-bültenimize üye olun. Haber ve duyurularımızı kaçırmayın.

Spam göndermiyoruz.

Bu sitede yer alan yazılar, makaleler, haberler yazarların sorumluluğundadır. © 2018 ASDER. All Rights Reserved.

Design & Development by JoomShaper